| Abdul Rahman's profile****** Wellcome to my wo...PhotosBlogLists | Help |
|
|
****** Wellcome to my world******Paylaşacak Dostlarınız Yoksa iyi Şeylere sahip olmanın da anlamı yoktur( ANSAM ) November 22 KaybettiklerimizBazı duygular vardır, hissedersin; tadı buruktur biraz, biraz da acı. Ama vazgeçemezsin su gibi, ölüm gibi, aşk gibi, kan gibi derununda gezinir. Baktığın zaman masmavi deniz gibi durgun görünür. İçindeyse nice girdaplar gizlidir, nice fırtınalar saklıdır. Bir zaman heyemolalar yankılanır kulaklarında. Her şeye rağmen vazgeçilmez bir tadı vardır dudaklarında, mısırdan arta kalan tuz gibi. Koşarsın ormanlar boyu, koşarsın yakalamak için, heyhat! Geç kalmışsındır. Arınmak, biraz yok olmak istersin sükût gibi. İkindi üzeri güneş ufka doğru süzülüyorken kaçmak istiyorsundur bu kentten, kaçırdıklarının farkında değilmişsin gibi. Oysa yatsı sonrası ihtiyarlar ve çocuklar uyumuşlardır; arkana bakarsın koskoca karanlık, yatağın batıyordur. Uyumaktan korkarsın, rüyana davetsiz girilsin istemezsin, kâbuslara döner gecenin ilerleyen saatleri. Dönüp geriye doğru koşarsın: yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık… Güneş doğmuştur ve yine şehir üzerine düşüyor gibi. Nedensiz yere ellerin cebine gider. Aranırsın kendi kendine, bir avuç hiç vardır şimdi ellerinde. Şahıslar gelsin istersin aklına, simalar hayalinde canlansın istersin. Bir soğukluk bir terkedilmişlik her yanını sarar. Ansızın bir rüzgâr eser: üşürsün. Duvarlarda titrek gölgeler kovalayan mum alevi gibi olmuşsundur. Siyah bir nokta koyarsın aydınlık cümlelerin sonuna… Sözün sultanı şair sükûtunu emziriyor. Aşinası olduğumuz yüzlerden yad ellere selam var. Frekansını çoktan kaybettiğin duyguların peşindesin. Bir seferin daha yarısına geldiğini biliyorsun, bu defa düşmek istemiyorsun bu çıkmazlara. İnsanı çarpan duygulara ram olmaktan korkuyorsun. Öyle bir hastalı korkun var ki, müptela oluyorsun, acı çekiyorsun ama kurtulmak da istemiyorsun. Devamlı boğulup gidiyorsun. Doktorun yine kendinsin, ilacın başucunda biliyorsundur; ama iradene bir türlü hâkim olamıyorsundur. Ha bire koşuyorsun, devamlı bir kovalama içindesin, tam yakalayacakken her şey kayboluyor. Etrafındaki insanlar seni anlamıyorlar. İçinin derinliklerinden bir yelkenli geçiyor. Yelkeni dolduran kocaman bir hayal, bu hayal ile devasa ummanlarda yol alıyorsun, tam karaya ulaştım derken gerçeğin dalgası seni yeniden okyanusun ortasına savuruyor. Bir gün gelir hakikat kayalıklarına çarpıp uyanırsan hikmetin sesini dinle: Ellerini bağla ve yanaklarından bu anlamlı renk hiç düşmesin. Kendini bil, rabbini tanı. Dostluklardan asla vazgeçme. Mütevazı ve münzevi ol. Karanlık bir gece ellerini Yaratan’a açışın hatırına karadan vazgeçme. Balıkların getirdiği hediyeden bir tane de kendine bul. O makûs medeniyeti iptida haliyle ihya etmeye çalış. Bu karanlığa bir mum da sen ol. Eriyen bunca değerlerin acısını kendinle paylaş. Zaman mefhumunu gösterilen düzlemde gerçek anlamıyla yeniden ve yeniden anla. Tükenen kullardan olma. Tüketen bir toplumun ferdi hiç olma. Hiçbir zaman dünya için kızma. Elinden kaçırdıklarına üzülme. Sinirlendiğin zaman bağırıp çağırma, yapman gerekeni yap. Bir hata yapınca oraya saplanıp kalma, hatadan ders çıkar ve bir dahaki sefer ne yapman gerektiğini iyi bil. Hiçbir zaman ezme, kesinlikle ezilme. Her zaman hakkın tarafını tut. Çok konuşmaktan sakın. Dinlemesini bil. Hiçbir zaman arkanı dönme. Sana bir adım gelene sen iki adım yaklaş. Makro hedeflerinden sapma. Amaçları ve araçları birbirine karıştırma. Unutma yapman gerekeni yap. Kendine güven. Ümitsiz olma. Prensipli ol. Cesur ol. Yüklendiğin görevin önemini bil. Örnek al ama taklit etme. Kitap’ı çokça oku, güzel oku, anlayarak oku, okumayı sev. Araştırıcı ol. Konuşmadan önce düşün. Hiçbir zaman başarılarınla övünme. Çalışmalarında metotlu ol. Yaptığına önce kendin inan, inandığını önce kendin yaşa. Samimi ve ihlâslı ol. Sabırlı ol. Kin gütme. Hoşgörülü ol. Affedici ol. Güler yüzlü ve sempatik ol. Her zaman Allah’ın emir ve yasaklarını ölçü al. Görevini zamanında yap. Konuşmalarında yapıcı ol. Konuşurken her zaman ümit veren ol. İsraftan kaçın. Giyimine, kılık kıyafetine dikkat et. Tevekkül ehli ol. Karar vermekte acele etme ama kararsız olma. Hayal kur ama hayalperest olma. İnisiyatifini kullanmasını bil. Çare bulucu ol. Problemler karşısında alternatif yerine çözüm üret. Basiretli ol. Nazik ve dürüst ol. Muhatabını iyi tanı. İnsanlara güven ver. Davranışlarında adaletli ol. Sevdiklerini sırf Allah rızası için sev. Zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı ol. Eskiye ve yeniye karşı dikkatli ol. Kanaatkar ol. Başkalarının sevincine ve dertlerine ortak ol. Başkalarının ızdırabına sevinme. Arkadaşlarının problemleriyle ilgilen. Hataları sahibinin yüzüne vurma. Sana yöneltilen soruları uygun şekilde cevaplandır. Dedikodudan uzak dur. Şahsi meselelerini topluma anlatma. Yersiz tenkitlerden kaçın. Başkalarıyla alay etme. Kendi kendini kontrol etmesini bil. Arkadaşlarına karşı şartlanma. Aşırı derecede senli benli olma. Hadiselere karşı başkalarının gözüyle de bak. Muhataplarını mahcup etme. Yapıcı eleştirileri makul karşıla. Bayağı ve boş sözlerden kaçın. Muhatabına değer vererek konuş. Güzel gelişmeleri takdirle karşıla. Arkadaşlarına eşit davran. Verdiğin sözü yerine getir. Küçük hadiseleri yaygınlaştırma. Kendisinden uzaklaşanlara yaklaşmasını bil. Dostların hakkında duyduğun haberleri kabullenmede ihtiyatlı ol. Şüphe çekecek davranışlardan kaçın. Yanıldığında hemen hata yaptığını kabul et. Sır saklamasını bil. Herkesle selamlaş. November 20 AyrilikSessiz köşelerin arkadaşı ayrılık Karanlık gecelerin sırdaşı ayrılık Umutsuz kişilerin yoldaşı ayrılık Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine Anlamsız cümlelerin öznesi ayrılık Zamansız bitişlerin gözdesi ayrılık Oransız sevmelerin yüzdesi ayrılık Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine Zamansız ölüm kadar yakındır ayrılık Hücum sözüyle kalbe akındır ayrılık Kaşındıkça kanayan acındır ayrılık Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine Doğduğun gün yazılan kaderdir ayrılık Nöbetini bekleyen askerdir ayrılık En beterinden bile beterdir ayrılık Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine October 28 Sensız nasıl yaşarımSENSİZ NASIL YAŞARIM
August 05 Leonardo Da vinciWhen once you have tasted flight, you will forever walk the earth
with your eyes turned skyward, for there you have been and
there you will always long to return.
— Leonardo da Vinci January 20 Kanatsa da yaralarınıKanatsa Da YaralarınıHayatta her zaman istediğimiz olmayabilir, July 18 Hayatı Düzgün Yaşamak
Doğduğunuz andan itibaren hep gelişmek öğrenmek büyümek isteriz. Belki büyümek çok da bilinçli bir eylem değildir ama, yine de daha fazlasini elde etmek için daha yeterli olmamiz gerektiğini düsünürüz hep. Hayatta bu da yetmez, hayatimizi doğru yaşamak, geçmişe dönüp baktiğimiz güzel seyler görmek isteriz. Bunun yerine ise sadece yaptiğimiz hatalari ve kaçirdigimiz firsatlari görürüz. Her yetiskin bilir ki, ögrenmek için hata yapmak gerekir. Peki ya yapilan hatanin hata oldugu nasil anlasilir.Dogru diye bir sey var midir dünyada? Eger varsa ve biz bilmiyorsak, bu yaşa kadar ne ögrenmiş oluruz? Bir insanin herhangi bir animizi ele alarak degerlendirse ve yorum yapsa, ya da söylediginiz bir söz, tek bir hareketiniz, dile getirdiginiz tek bir düşünceniz bir başkasının sizing hakkınızda yargıda bulunmasını istese. Bunun ne kadar adil olduğunu düşünürsünüz? Ya da bu yargıyı ne kadar kabullenebilirsiniz? Peki ya gözümüzde büyüttüğümüz,değer verdiğimiz bir yerlere yerleştirdiğimiz insanlar, bu saydığım nedenlerle bir anda değer kaybetmezler mi? Hem degerlendiren kişi olarak sormak gerekir. Biz ne yapiyoruz? Ne yapmaliyiz. Açikçasi bunu bilmiyorum. Tek bildigim, çesit çesit çiçeklerin bulundugu bir yolda, begenmedigimiz çiçeklere basarak yürüdügümüz. Çirkin demiyiorum, beğenmediğimiz çiçekler sadece önümüze bakıyor, kıyaslıyor ve çirkin buduğumuzun üzerine basıp devam ediyoruz. Sanırım işte bu yüzden bir an önce büyümek, her şeyi öğrenmek istiyoruz. Kendinizi bir an için çeçeklerin yerine koyun. Eğer yanınızda daha güzel bir çiçeğin olduğunu fark etseydiniz, ondan daha büyük ve daha güzel olmak için elinizden geleni yapmaz mıydınız Hatta size yaklaşan her insanda, biraz daha büyümek için bir fırsat bulunmasını bu sefer üzerine basmadan geçmesini istemez miydiniz. Şimdi hayatınızı düşünün. Kaç yaşında hangi konumda hangi kültür seviyesinde olursanız olun.Geçmişe baktığınızda,bitirdiğiniz arkadaşlıklarınızı, başlamadan biten aşklarınızı, bir defa görüp unuttuğunuz insanları, size iyilik edenleri, kötülük edenleri, sevenleri, sevmeyenleri düşündüğünüzde, Hayir ben, hiçbir çiçeğe basmadım, diyebiliyor musunuz? Peki ya sizin üzerinize basanlar. Büyümenize ve kendinizi ispatlamanıza izin vermeyen, hatta sizi tanımadan yargılayan insanlar. Sizce onlar bunun farkında mı? Ve bu yüzden onları suçlamamız doğrumu? Belki sorulacak çok soru ve aranacak çok cevap var ama, ortada tek bir gerçek var. Tam uzunluğunu bilmediğimiz bu yolun bir kısmını aştık. Hala arkamızdaki ezilmiş çiçeklerle uğraşmak yerine, yeni çiçekleri ezmemeye gayret göstermeliyiz.Aksi halde onların bizim hayatımızda ne denli önemli olabileceklerini öğrendiğimizde iş işten geçmiş olur. İnsanların bir anını bütün hayatlarına mal etmek onları yok saymaktan başka bir şey olamaz...................... July 17 Kır ÇiçeğiKir çiçegi Gül için dikenine katlanabileceklerini söyleyenlerdir, kir çiçeklerini göremeyecek kadar güle baglanmis olanlar. ' Gül' derler, baska bir sey demezler üstüne... Ömürleri güllere ulasmak için tükenirken, ehemmiyet vermezler, ayak altinda kalan, gül kadar narin, gül kadar güzel ama güzelligi fark edilmeyen kir çiçeklerine. Mutlu olma sevdasina düsmüslerdir kendilerince. Mutlu olmak için zorluklara katlandiklarini bile söyleyebilirler. Onlar için güzel bellidir artik. Takvim yapraklari birer birer düserken, kimi zaman yol katedemediklerine üzülürler. Oysa güzellikler yanibaslarindadir her zaman, ama onlar her zaman güzellikleri uzakta aramak sevdasindadirlar. Uzaktaki kiymetlidir; zorluklarla elde edilen degerlidir; aradiginda elinin altinda olmayan güzeldir, derler. Yanildiklari tek nokta var: Onlar hep uzaklara bakarken, birileri katlanmistir, onun güzel bulmadiklarina, birileri kiymet vermistir kir çiçeklerine... Mutlu olmak için, gelecek bir yarini beklemezler. Ayaklar altinda ezilenlere ehemmiyet verip, onlardaki güzelligi fark edip, yarini beklemeden, bugünden mutlu olmaya baslayanlardir onlar. Bir kir çiçeginin güzelligi onlar için yeterlidir. Gülde gönülleri varsa bile, onlara ulasmak için ömür tüketmekten korkarlar ve kir çiçegindeki gül güzelligini fark ederler. Insan her zaman güzeli ister, güzel hastasidir. Güzele ulasmak için ömrünü feda eder. Oysa bir baksa etrafindakilere, mutlak bir güzeli fark edecektir. Ama tek bir düsüncenin kavanozunda kapali kalmistir. Güzeli ararken, ezerek geçtigi bir baska güzeli fark edemeyecek kadar kördür artik. Oysa bir çevirse uzakta takili kalan gözlerini; gönül rahatligi ile bir taksa farkli güzellikleri de görme gözlügünü... Hayatina renk verse, kir çiçeklerinden demetlenmis bir demetle... Hayatini güzellikler yönüne degil de, güzellikleri hayatin yönüne çevirmeye çalissa... Bir görebilse kir çiçeginin gül tarafini... Bir görebilse, hayal pinarinin çesmesinin degil de suyunun önemli oldugunu... Yetinse elindeki ile, güzelligini bulmaya çalissa elindekinin. Sevdiklerini gül demetleriyle mutlu edebilme fikrini atsa kafasindan. Bir gün de kir çiçegi toplasa, sunsa sevdiklerine... Hayatini gül arama yolunda feda edecegine, görse kir çiçeginin gül yanini... Bir fark etse ayaklarinin altindakileri, bir ehemmiyet verse kir çiçeklerine. "Sonuçta ikisi de çiçektir. Gül herkesçe güzeldir, kir çiçegi de bence güzeldir." dese. Uzaklara bakmaktan, güle ulasmaktan dermansiz kalacagina, bu enerjiyle kir çiçegini sevmeye ve sevdirmeye çalissa; bu güzelligi sevdikleriyle paylassa. Güle ulasma arzusuyla kosturanlara gösterebilse kir çiçeginin gül yanini. Anlatabilse gül için ömür tüketmenin bos oldugunu... Gül güzeldir; ama sevgi mevsimi geçtikten sonra, gül için kosmanin bir anlami kalmayacaktir. Öyleyse hiç vakit kaybetmeden al eline bir demet kir çiçegini, onun sana sundugu mutlulugu görmeye çalis. Çünkü hayat, mükemmeli aramaya yetecek kadar uzun degil! ( Sevdaciğimin yazısı) July 01 Yalnızlık Korkusu.....Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR DA HALA SEVGİLİ...... June 22 Vehbi Koç'un Güzel Sözü"Dostum,
>Evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene, isin varsa bir sıfır
>daha koymalısın, is seninse ÜÇ sıfır daha koymalısın, isin iyi
>gidiyorsa ÜÇ sıfır daha, Araban varsa bir sıfır, yazlığın varsa bir sıfır
>daha,
>
>Daha sıralanabilir sıfırlar hanesi...
>Ancak, sağlığın varsa bir koyarsın basına, bütün sıfırlar anlamlı bir
>değere ulaşır. Yoksa sonuç sıfırdır, hiç uğraşmayasın bos yere..."
>
>Vehbi Koç March 21 Eflatun'a SormuşlarEFLATUN'A SORMUSLAR
Eflatun'a iki soru sormuslar. Birincisi;
"Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranislari nedir?"
Eflatun tek tek siralamis:
- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne varki çocukluklarini özlerler...
- Para kazanmak için sagliklarini yitirirler, sonra sagliklarini geri almak için para öderler...
- Yarindan endise ederken bugünü unuturlar. Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar...
- Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamis gibi ölürler...
Sira gelmis ikinci soruya;
"Peki sen ne öneriyorsun ?"
Bilge yine siralamis:
- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" birakmaktir...
- Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" degil "en az seye ihtiyaç duymaktir".
Eflatun March 14 Birbirinizi Sevin ama .......Birbirinizi sevin; ama... Sevginin üzerine baglayici anlasmalar koymayin. Birakin yüreklerinizin sahilleri arasinda Gelgit çalkalanan bir deniz olsun SEVGI. Birbirinizin kadehini onunla doldurun, Ama yine ayni kadehe egilip içmeyin. Ekmeginizi bölüsün ,ama ayni lokmayi dislemeye kalkmayin. Sarki söyleyin,dansedin,eglenin birlikte, ama ikinizin de birer YANLIZ oldugunu unutmayin. Çünkü lavtadan dagilan müzik ayni, ama ezgileri çikaran teller ayridir. Yüreklerinizi birbirine baglayin ama biriötekinin saklayicisi olmasin !! Çünkü ancak HAYAT'in elidir yüreginizi saklayacak olan. Hep yanyana olun,ama birbirinize fazla sokulmayin ; Çünkü tapinagi tasiyan sütunlar da birbirinden ayridir. Çünkü bir selvi ile bir mese birbirinin gölgesinde yetismez. halil cibran March 10 Bunları biliyormuydunuz ????
Aşk mı Değilmi .......Sesini duydugunuz anda avuclariniz terlemeye
kalbiniz deli gibi carpmaya basliyorsa... Bu ask degil HOSLANMAK tir Ellerinizi ondan cekemiyor surekli dokunmak sarilmak istiyorsaniz.. Bu ask degil ARZULAMAK tir Yaninizda bir tek o oldugu icin onu istiyorsaniz.... Bu ask degil YALNIZLIK tir Herkes onunla olmanizi bekledigi icin
onunlaysaniz... Bu ask degil SADAKAT tir Size sicak, yakin davrandigi icin
onunlaysaniz... Bu ask degil KENDINE GUVENSIZLIK tir Uzulmesini istemediginiz icin onunlaysaniz...
Bu ask degil ACIMAKtir
Ona deger verdiginiz icin hatalarini hosgoruyorsaniz.. Bu ask degil ARKADASLIK tir Butun gun ondan baska hicbirsey
dusunmediginizi soyluyorsaniz.. Bu ask degil KOCA BIR YALAN dir Onun iyiligi icin kendinizden cok sey feda
edebiliyorsaniz... Bu ask degil YARDIMSEVERLIK tir
O uzgunken sizin de kalbiniz aciyorsa...
Iste bu ASKtir Tarif edemediginiz bir cekim yuzunden
ondan bir turlu kopamadiginizi dusunuyorsaniz.. Iste bu ASKtir O herkese guclu gorunmesine ragmen icindeki
zayifligi hissedebiliyorsaniz.. Iste bu ASK tir
Baskalarini da cekici bulmaniza ragmen hic pismanlik duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsaniz.. Iste bu ASK tir December 19 BAŞARI İLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER
* Bilime giden düz ve kestirme yol yoktur ve ancak onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar pırıltılı doruklarına ulaşabilirler. Karl Marx * Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır. Ya zorlukları değiştirirsiniz yada zorlukları çözmek için kendinizi. * Ilerlemenizin önündeki en büyük engel kendinize güvensizliginizdir. Richard Wilkins * Yeteri kadar nedeniniz varsa, her seyi yapabilirsiniz. Jim Rohn * Yapilirken heyecan duyulmayan isler basarilamaz. Emerson * Büyük insanlarin idealleri , siradan insanlarinsa hevesleri vardir. Washington Irving * Zirvelerde kartallar da bulunur, yilanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, digeri ise sürünerek gelmistir. Önemli olan nereye gelmis oldugunuzdan çok, nereden ve nasil geldiginizdir. Cenap Sahabettin * Hayatta en büyük eglence baskasinin yapamazsin dedigini yapmaktir. Walter Bagehot * Imkansizlik yalniz sersemlerin sözlügünde bulunan bir kelimedir. Napoleon * Ya bir yol bul. Ya bir yol aç. Ya da yoldan çekil. Mümin Sekman * Dünyada insana yardim eden sey, tesadüf degil, azim ve sebattir. Samuel Smiles * Güçlükler basarinin degerini artiran süslerdir. Moliere * Düsünmek ve söylemek kolay, fakat yasamak, hele basari ile sonuçlandirmak çok zordur. Ziya Gökalp * Mucize, enerjinizi korkulariniza degil rüyalariniza verdiginiz zaman baslar. Richard Wilkins
* Basarilarini gizlemek en büyük basaridir. La Rochefoucauld * Hiç kimse, basari merdivenlerine elleri cebinde tirmanmamistir. J.Keth Moorhead Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulastiramayan okçudan daha basarili degildir. Montaigne * Basari istedigini elde etmek, mutluluksa elde ettigini sevmektir. Brown Kim iyi yasamis, bol bol gülmüs ve çok sevmisse, basariyi yakalamis demektir. Bessie Anderson Stanley * Ders alinmis basarisizlik basari demektir. Malcomb S. Forbes * Basari belki insana çok sey ögretmez, fakat basarisizlik çok sey ögretir. Çin Atasözü Deneyip de basaramayanlari degil, yalnizca denemeye bile kalkismayanlari yargila. Eger yasaminda hiç basarisizlik yoksa, yeterli kadar risk almamissin demektir. Büyük asklarin ve büyük basarilarin büyük riskler içerdigini unutma. En uzun yolculuklar bir adimla baslar. Karamsar olmak zor degil. Zor olan çilgin bir firtinadan sonra gökkusagi gibi gülümseyebilmektir. En buyuk zaferimiz dusmemek degil,dustugumuz zaman ayaga kalkmamizdir. December 18 İnanılmazBu Kadarı da Fazla!
Kafasının arkasından çıkan ok Çatlak yasalar ülkesi Amerika... Doğum Lekesi John M. Lean´ın büyükannesi hastaydı, karısı ise doğum yapmak üzereydi. Büyükannenin sağ dirseğinin hemen üzerinde bir gümüş dolar büyüklüğünde özel bir leke vardı ve ortasında kartala benzer bir iz görülebiliyordu, ölümünden bir iki gün önce, aileye dert yanarak, yeterince mutlu olamadığını ve edemediğini, yeni bir fırsat için tekrar doğmak istediğini söylüyordu, Reenkarnasyona inancı tamdı ve bunu her fırsatta vurguluyordu. Hamile olan ve doğum arifesinde bulunan Bayan Lean ise, yaşlı kadına üzülmemesini söylüyor ve doğacak bebeğe onun adını vereceğine söz veriyordu. Bir hafta sonra büyükanne öldü ve iki gün sonra da Bayan Lean bir kız çocuğu doğurdu, bebeği gören aile dehşet içindeydi, çünkü büyükannenin dirseğinin üzerinde lekenin tıpatıp aynısı bebekte de vardı ve aynı yerdeydi. Doktor bir açıklama getiremedi ve doğum lekesi diyerek geçiştirdi; Büyükanne yeniden doğmuştu ve bu kez Lean ailesinin en küçük üyesi olarak yaşama devam edecekti. Durun! Sütyen muayenesi yapılacak... Amerika´da İngilizce konuşmak yasaktır.... Mirasını almaya hala gelmedi... kaynak www.bilinmeyen.com Garip olaylar kesin okuyunİnsanların doğa ve kendi üzerinde uydurdukları inançlar Uçan balıklar uçar mı? Aşağı yukarı 100 tür balık "Uçan Balık" tanımına giriyorlar ama hiçbirisi gerçekten uçamıyor. Bu balıkların göğüslerinde kanatlara benzeyen yüzgeçler var bu sayede yüz metreden daha fazla bir mesafede suyun üstünde kayabiliyorlar. Bazen kazayla teknelerin üstüne iniş yaptıkları bile görülüyor sıçramalarının nedeni büyük balıklardan, bilhassa balinalardan kaçmak. Güveler giysileri yerler... Giyimleri ve başka maddeleri yiyen 6 çeşit güve var ama bunlar hepsini yemiyorlar. Ama inanılmaz derecede çok yumurtluyorlar ve bu yumurtalardan kurtlar çıkıyor. işte bu kurtlar hiç doymadan yün, halı ve koltuk kumaşlarını yiyorlar. Böyle bir kurtun ortalama ne kadar yiyebileceğini öğrenmek imkansız, çünkü ne kadar süre kurt olarak kalacağına bağlı. Ahtapotlar çok tehlikelidir; Bir ahtapotun insanı kollarıyla sarıp öldürebileceği saçma bir inançtan başka birşey değil. Ara sıra yüzücüler bir ahtapotun kolları tarafından yakalanıyorlar ama birine gerçekten kötü birşeyin olduğu çok ender görülen bir olay. Londra Hayvanat Bahçesi´ndeki akvaryumun eski müdürü olan E. G. Boulenger bize bir ahtapotun kafasını veya vücudunu sıkıştırdığınız anda tutuşunu azaltığını elde edebileceğinizi söyledi. Derin deniz ahtapotunun (örneğin Alaska´da bulunan) bir kolunun uzunluğu 9 metreye varabiliyor. Ama genelde daha küçük oluyorlar, örneğin Sri Lanka´nın kıyısında bulunan bir ahtapot 5 cm. büyüklüğünde. Pasifik´de bulunan mavi desenli ahtapotun ısırması tehlikeli olabilir. Ama diğer ahtapotların ısırmaları ufak bir kabarma haricinde hiç bir zarar vermez. Gök gürlemesi sütü ekşitir; Gök gürlemesi havanın titreşmesidir ve kesinlikle sütü etkilemez. Fırtınalı havalarda sütün ekşimesine neden olan şey, sütün içindeki şekeri laktik asite çeviren bir mikrobun oluşmasıdır. Bu mikrop nemli havalarda iyi gelişir ve bu nemli hava bilhassa yaz fırtınalarında görülür. Bu nedenle de kış fırtınalarında süt pek ekşimez. Suda çırpınmak köpek balıklarını korkutur; Bir köpek balığının gövdesine bakarsanız başından sonuna kadar bir sinir sistemininin varlığını fark edersiniz. Bu sistem suyun içinde uzun mesafelerde olan titremeleri bile hissedebilir. Bir köpek balığı için suyun içindeki her türlü çırpınma hareketi, yaralı veya sakat bir yaratığın var olduğu demektir ve böylece ona göre bu hareket basit bir hedef olur. Fransız su altı uzmanı JacquesYves Cousteau çırpınmanın köpek balıklarını korkutmadığını söylüyor. Ona göre en iyi korunma dikkatli hareketler, yavaş yüzmek ve ani hareketler yapmamaktır. Köpek balıkları 1.5-2 km. ve fazlası içersinde kan kokusunu da alabiliyorlar. Çoğu balığın koku alma yetenekleri çok kuvvetlidir ama köpek balığı bir istisnadır çünkü beyninin büyük bir parçası sadece bu yönde işler. Burnunun her iki tarafındaki iki organ o kadar duyarlıdır ki, balık kendini takip ettiği ize göre yönetebilir. Sağında veya solunda kokuların azalması veya fazlalaşmasına göre yolunu değiştirebilir. Yani aynen bir uçağın radyo sinyallerini takip etmesi gibi. Böylece bir köpek balığının hedefi şaşmaz bir noktaya dönüşür aynen bilgisayarla programlanmış bir roket gibi... Yılanlar avlarını hipnoz ederler ve müzik ile oynatılabilirler; Bazı hayvanların yılan gördükleri an korktukları veya donup kalmalarına rağmen zoologlar hipnoz edemediklerinden eminler. Belki bu saçmalığı başlatan yılanların kur dansı olmuştur. Bu dansta yılanlar ritme göre vücutlarını bir taraftan öbür tarafa sallıyorlar. Öbür yandan yılan oynatmak gerçekten bir tür hipnozdur ama burada yılan hipnoz edilir. Yılanlar çok az duyabiliyorlar ve böylece sadece çok düşük frekansdaki sesleri sezebiliyorlar. Bu nedenle oynatanın flütüne göre hareket etmeleri pek inandırıcı değildir. Hindistanlı yılan oynatanların genelde kullandıkları Kobralar oynatanın ayak hareketlerine, sopa ile sepete vurmalarına veya vücudunun ya da flütün sallanmasına göre hareket ediyorlar. Birmanyalı yılan oynatıcıları ise genelde ritme göre sallanma hareketleri yapıyorlar ve böylece yılanlar onları benzer hareketlerle taklit ediyorlar. Yılanın sallanması sadece fiziksel bir olay. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapıyor. Sallanmayı kestiği an yere düşüyor. Fareler batan gemileri önce terk ederler; Fareler batan gemileri terk etmezler, ama yaşadıkları yer su ile dolduğu an orayı terk ederler. Batan bir gemiden sürü halinde kaçan fareler belki denizcilerde bu kuşkuyu uyandırmıştır veya belki gerçekten fareler insanlara nazaran doğal sarsıntılarına veya sıva değişikliklerine karşı daha duyarlıdırlar. Belki bu nedenle farelerin yıkılmak üzeri olan evleri terk etmeleri inancında biraz da gerçek payı olabilir. Devekuşları kafalarını kuma gömerler; Devekuşları hakkındaki en büyük söylenti düşmanları tarafından görülmemeleri için kafalarını kuma gömmeleridir. Uzmanlar bunun tamamiyle bir efsane olduğunu söylüyorlar. Güney Afrika´da sadece tüyleri için devekuşu yetiştirilen çiftlikte yaşamış olan, Allan Pocock 80 sene boyunca, hiç böyle bir olay görmedi. Kafasını kuma gömmeye hiç bir deve kuşu teşebbüs bile etmemişti. Devekuşları belirli sesler duyabilmek için kafalarını yere doğru indiriyorlar ya da bazen boyun kaslarını rahatlatmak istiyorlar. Çalıların aralarına kafalarını soktukları da görülmüştür ama hiç bir zaman kuma sokmazlar. Çünkü bunu yaparlarsa boğulurlar. Goriller vahşi hayvanlardır; Gorillerin vahşi oldukları inancı görünüşlerinden kaynaklanıyar. Bu inanç 19. yüzyılda başlatıldı ve hikayelerde devam ettirildi. Görünümlerine karşın ova ve dağ gorilleri sakin ve barışsever hayvanlardır. Amerikalı bilim adamı George Schaller aylarca gorilleri izledi. Anlatıklarına göre hayvanlar çok çekingendiler ve bir insanla karşılaştıkları an genelde kaçıyorlardı. Çocuklarını koruma amacıyla insanları ısırdıkları doğrudur ama gorilin insanı ezerek öldürdüğü daha görülmemiştir. 1933 yılında çevirilmiş olan "King Kong" adlı film gorillerin vahşi olduğu efsanesine katkıda bulundu. Kuğular ölmeden önce şarkı söylerler; Normalde sesleri çıkmayan kuğuların ölmeden önce şarkı söyledikleri bilhassa şairler tarafından çok sevilen bir söylentidir. Eski Yunanlılar kuğuların Apollon´un yaratıkları olduklarına inanıyorlardı ve Apollon müziğin tanrısıydı. Plato´nun "Phaedo" sunda, Sokrates kuğuların üzüntüden veya mutsuzluktan şarkı söylemediklerini, bunu Apollo´dan esinlendikleri için yaptıklarını söylüyor. İzlanda´daki ıslık çalan kuğu, müziğe benzeyen belirli sesler çıkarabiliyor ama bunu öbür kuğu türleri yapamıyorlar. Ama İzlanda kuğusunun bu sesi çıkarmasının ölümle hiç bir ilgisi yok. Kuzey Yarıküre´deki kuğular sinirlenince veye yavrularını koruyunca bir ses çıkarabiliyorler ama bu genelde saldıracağına ait bir belirti. Seslerinin olmadığı zaten isimlerinden bellidir, çünkü onlara genelde "sessiz kuğular" denir. Fareler peyniri her şeyden çok severler; Kemiren hayvanları araştıran deneylerde bir fareyi yakalamak için peynirin en iyi yem olmadığı anlaşıldı. Amerikalı bir fare yok edicisi olan Edward Batzner genelde limonlu tatlılar kullanıyor. Bu ona iki avantaj sağlıyor; ilki limon yapıştırıcı bir madde olduğu için fareyi tutuyor, ikincisi de tatlı olması. Tatlı, bir fare için peynirden daha iyi bir yem. Böyle genellemeleri başka hayvanlara yapmak da saçma. Örneğin köpeklerin en çok et sevdikleri, ya da bütün kedilerin balık yemeleri gibi. Herhangi bir yaratığın tercih ettiği şeyler büyüdüğü ve alıştığı şeylerdir. Develer hörgüçlerinde su taşırlar; Devenin hörgücünde yağ vardır ve bu yağ onu yemek bulamadığı zamanlarda bir hafta ile on gün arası idare edebilir. Tabii ki bu yağı hazmedebilmesi için belirli bir miktarda su üretir ama bunu hörgüçlerinde depolamaz. Oklu kirpiler,dikenleri ile ateş ederler; Bir koruma mekanizması olarak oklu kirpinin dikenleri çok işe yarar. Caydırma etkisi dışında dikenlerde pislik ve mikrop vardır ve ciddi enfeksyonlara yol açabilir. Dikenlerin tüylü olmaları yaralananların onları çıkartmasını daha da zorlaştırır. Ama oklu kirpide dikenleriyle ateş edebilen bir sistem yoktur. Yine de bir oklu kirpinin 18.000´den fazla dikeni vardır. Bunları çıkartınca çok tehlikeli olabilir. Paslı bir çivi tetanosa neden olur; "Lockjaw" ya da tetanos "Clostridium tetani" adlı bir mikroptan ortaya çıkan bir enfeksyon hastalığıdır. Bir paslı çiviyle oluşmuş olan bir yara tetanosa neden olamaz çünkü ne maden ne de çivi zehirli değildirler. Ama pis bir çivi tetanos üreten bir organizma ile kirlendiyse çok tehlikeli olabilir. Bu bilhassa bahçe için kullanılan aletlerde geçerlidir çünkü onlar bu organizmayı topraktan kapabilirler. Boğulan bir adam üç kere batıp çıkar; Boğulan bir insanın ölmeden önce üç kere su üstüne çıktığı iddia edilir. Bu gerçek değildir. Suda paniğe kapılan bir insan batıp çıkar ve her seferinde çiğerlerine su girer. Bunun sayısı belli değildir ve sonunda boğulmaktan ölür. Ölen bir insan tüm yaşamını bir film şeridi gibi görür; Şairleri ve roman yazarlarını bir insanın ölmeden önce yaşamlarını bir film şeridi gibi önlerinde gördükleri fikrini yaydıkları için ayıplanak gerekir. Bunu onaylayabilmek için hiç kimse mezardan daha geri dönmedi ama bir sürü kişi ölüm sandıkları şeyden son anda geriye döndüler ve onlar kesinlikle bu fikre karşı çıkıyorlar ve zaten ölmemişlerdi. Kıllı erkekler daha güçlüdür; Delilah saçlarını kestiği an Samson bütün gücünü kaybetmişti. Bu çok güzel bir hikayedir ve bu yüzden bir erkeğin gücünün ve mertliğinin kıllarıyla ilgisi olduğuna inanılıyor. Bu bir efsaneden başka birşey değil. Vücuttan ayrıldıktan sonra kıllar ölüdür, bunun sahibinin gücünle hiç bir ilgisi olamaz. Saçın ve kelliğin soya çekimle, hormonlarla ve yaşla ilgisi vardır. 20 erkekten birinin saçları yirmibirinci doğumgününden önce azalmaya başlar. 6 erkekten biri eninde sonunda kel olacaktır. Bu olay, soya bağlıdır ve güçle hiçbir ilgisi yoktur. Hipnoz edilebilen insanlar zayıf karakterlidirler; Zayıf ve uysal insanlar en zor hipnoz edilebilen kişilerdir. En uygun kişiler düşüncelerini bir noktaya tamamıyla verebilen zeki insanlardır. Bunu yapabilenler zaten akıllıdırlar. Başka yanlış bir düşünce insanların istemeden hipnoz edilebilmeleridir. İsteksiz ve yardımsız hipnoz olmaz. Bir insanı hipnoz altında normal hayatında yapmıyacağı şeylere zorlamak veya karakterine aykırı olan şeyleri yaptırmak da olanaksızdır December 10 ANLADIMANLADIM Bunca zaman bana anlatmaya çalistigini,kendimi buldugumda anladim. Herkesin mutlu olmak için baska bir yolu varmis, Kendi yolumu çizdigimde anladim.. Bir tek yasanarak ögrenilirmis hayat, okuyarak,dinleyerek degil.. Bildiklerini bana neden anlatmadigini, anladim.. Yüreginde ask olmadan geçen hergün kayipmis, Ask pesinden neden yalinayak kostugunu anladim.. Aci doruga ulastiginda gözyasi gelmezmis gözlerden, Neden hiç aglamadigini anladim.. Aglayani güldürebilmek,aglayanla aglamaktan daha degerliymis, Gözyasimi kahkaya çevirdiginde anladim.. Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en çok sevdigi acitabilirmis, Çok acittiginda anladim.. Fakat,hakedermis sevilen onun için dökülen her damla gözyasini, Gözyaslariyla birlikte sevinçler terkettiginde anladim.. Yalan söylememek degil, gerçegi gizlememekmis marifet, Yüregini elime koydugunda anladim.. ''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis güçlü olmak, Sana ''git'' dedigimde anladim.. Biri sana ''git'' dediginde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis sevmek, Git dediklerinde gittigimde anladim.. Sana sevgim simarik bir çocukmus,her düstügünde ziril ziril aglayan, Büyüyüp bana simsiki sarildiginda anladim.. Özür dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis pisman olmak, Gerçekten pisman oldugumda anladim.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymis, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmis, Yüregimde sevgi buldugumda anladim.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermis bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istedigimde anladim.. Sevgi emekmis, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür birakacak kadar sevmekmis... November 04 Hayat nedir?
October 22 İlginç haberlerBu işin şakası yok 150 milyon kişiyi öldürmesinden korkulan Kuş Gribi Manyas’ta ortaya çıkmıştı. Halk olayın ciddiyetini kavrayamadı. “Bize bir şey olmaz” deyip itlaf edilmesi gereken tavukları yiyorlar. Halk olayın farkında değil Endişeli bekleyiş sürüyor
İstanbul Ümraniye’de bir terzi dükkanına giren hırsızlar, overlok makinesi ve elbiseleri alarak kaçtı. Olay yerinde inceleme yapan polis kapının üzerinde bulunan bir ipliğin sokağa doğru uzadığını fark etti.İpliği takip eden polis 500 metre uzaktaki bir döşemeciye ulaştı. Döşemecide çalışan Akın Bora ve Ensar Dumlupınar çalınan makine ve elbiselerle ele geçirildi. Dumlupınar ve Bora suçlarını itiraf etti. ------------------------------------------------------------------------- Azeri polisine rüşvet zammı Azerbaycan’da polislerin rüşvet almaması ilginç bir karar alındı. ---------------------------------------------------------- Benzin istasyonuna yakın oturmayın İngiltere’de 1953-1980 yılları arasında kanser ya da lösemi nedeniyle ölen yaklaşık 22 bin 500 çocuk üzerinde daha önce de araştırmalar yapan uzmanlar, 1954’den sonra doğan bu çocuklardan 12 bininden fazlasının eski adreslerine ulaşmışlar. Bu çocukların evleriyle atmosferdeki kirlilik oranını karşılaştıran araştırmacılar, istasyon, diğer ulaşım merkezleri, hastaneler gibi “kirlilik kaynaklarına” en az bir kilometre uzaklıkta yaşayan çocukların kanserden ölme riskinin daha fazla olduğu sonucuna varmışlar. Ben Ayrılıkların Şairi
Dostluk ve KibarlıkDostluk ve Kibarlık Rüzgâr bir gün Güneş'e, kendisinin ondan daha güçlü olduğunu ileri sürdü ve bu savını kolaylıkla kanıtlayabileceğini söyledi. "Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun?" dedi."Kuvvetlice estiğimde onun sırtındaki paltoyu, senden daha çabuk söküp, alabilirim."Güneş, rüzgârın bu sözlerini duyunca onunla yarışa girmeyi kabul etti ve bir bulutun arkasına çekilerek, rüzgârın yapacaklarını seyretmeye hazırlandı. Meydanın kendisine kaldığını gören rüzgâr, bir fırtına gücüyle esmeye başladı. Fakat şiddetini arttırdıkça, yaşlı adam da paltosuna o kadar daha sıkı sarıldı. Rüzgâr, bu işi başaramayacağını anlayınca yarışı bırakmak zorunda kaldı.Onun tüm yaptıklarını bulutun arkasından izleyen Güneş, rüzgârın yarıştan vazgeçmesi üzerine bulutun arkasından sıyrıldı ve büyük bir sevecenlikle yaşlı adama bakarak, ona tüm içtenliğiyle October 21 Türkiye'nin İrak politikası ilk ciddi makalemTÜRKİYE’NİN IRAK POLİTİKASI 80 Yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasına bakıldığında Türkiye’nin geçmişten günümüze kadar dengeli bir dış politika izlemeye çalıştığı görülür.Türkiye, Cumhuriyet döneminden 1945’e kadar bu dengeli politikasını sürdürdü,ancak Sovyet Rusya’nın tehditleri sonucu Batıya yaklaşmak zorunda kaldı.Bu tehdit ve baskı Türkiye’yi NATO ve Amerikan şemsiyesi altına girmeye mecbur bıraktı. Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra Türkiye yeniden bu dengeli politikasını sürdürmeye devam etmiş, fakat bu durum Türk dış politikasında belirsizliğe yol açmıştır.Bu politikanın örneği Türkiye’nin Irak politikasında da açıkça görülmektedir.Günümüze Türk toplumunu ve Türk dış politikasın etkileyen iki önemli unsur vardır: Avrupa Birliği ve Irak krizi.Bunlardan birincisi Türkiye’nin geleceğini belirleyecek AB ve diğeri ise Türkiye’ye yakın ciddi tehlikeler oluşturmasının yanı sıra şimdiden sonu belli olmayan gündemi oluşturmaktadır.Türkiye’nin Irak politikasına bakıldığında is şimdilik başarısız olduğu gözlenmektedir. Türkiye Irak Politikası’nda ne yapmalıydı, bundan sonra ne yapılması gerekir gibi çeşitli tartışmalar yapılmaktadır.Bu konuda iki ayrı görüş vardır.Birincisi ABD yanlısı politika izlenmesi ve Irak’a asker gönderilmesinden yana olanlar.İkincisi ise Irak’a asker gönderilmemesi ve tarafsız kalınmasının gerektiğini savunanlar.Birincisine göre Türkiye birinci tezkereyi geçirmeliydi.Çünkü Türk askeri Irak’a gitseydi,Irak’ın yeniden yapılanmasında Türkiye’nin söz sahibi olabileceğini , ki bu yapılanma Irak Türkmenlerin konumunu da içermesinden bakımından önem taşıdığını ,Irak’ta Kürt devleti kurulması konusunda Türkiye’nin dinleneceğini ,Türk sınırlarını tehdit eden PKK/KADEK ‘in yok edileceğini, ABD’den para geleceğini ve Türk ekonomisinin istikrara kavuşacağını savunmuşlardır. Irak’a asker gönderilmemesinden yana olanlara ise, eğer Türkiye Irak’a asker gönderseydi,Irak içinde süren kargaşanın Türk sınırlarına da sıçrayacağını, Türk askerlerinin de Irak’ta istikrarı sağlayamayacağını, yani her gün Amerikan askerlerinin öldürüldüğünü ve Türk askerlerinin de öldürülmesini Türk toplumunun kaldıramayacağını, bu durumun Arap ülkeleri ile düşmanlıklara yol açabileceğini , Orta doğunun bataklık olduğunu ve Irak’a asker gönderilseydi Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin gerginleşebileceğini düşünmekteydiler. Peki bundan sonra ne yapması gerekiyor: Artık Saddam Hüseyin’in de yakalanmasından sonra Türkiye hangi politikalar izlemeli? İlk önce kararsız politikalardan vazgeçilmesi gerekiyor ve Irak’ta ABD’ye yardımcı olmak Türk hükümetin çıkarınaysa gerekirse Irak’a asker gönderilmelidir.Gerçi bu artık pek mümkün görünmese de Türkiye dış politikasında “sağlam ve kararlı” adımlar atmak zorundadır.Diğer yandan (KYB) lideri Celal Talabani’nin Irak geçici Hükümet dönem başkanı sıfatıyla 2 kasım 2003’te Türkiye’yi ziyaret etmesi, Irak krizinde Türkiye’nin izlediği politikanın ne kadar yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir.Eğer Türkiye 1 Mart tezkeresini meclisten geçirmiş olsaydı Türkiye Irak politikasında belirsizlik olmayacak ve de Celal Talabani Irak’ın yeni patronu olarak Tayip Erdoğan ile görüşemeyecek ve Başbakanlık önünde Irak Başbakan sıfatıyla açıklama yapamayacaktı.Türkiye ABD’ye yardımcı olmasa da iki müttefik ülke birbirine düşman olacak değil; ancak Irak’ın istikrara kavuşması ve Amerikanın kazanması durumunda Türkiye’nin jeopolitik öneminin de azalacağı kesindir.Zaten , Türkiye Avrupa Birliği tarafından dışlanmaktadır.ABD ile ilişkileri gerginleştirerek yalnız kalmanın bir faydası yoktur, ki bu şu anlama gelmez: “Türkiye ABD’nin her istediğini yapsın.” Ancak kararsız kalarak Türk dış politikasının bir yere varamayacağı, istenilen sonuçları getirmeyeceği de kesindir. Diğer yandan Iraklı Kürt grupla da Federal Irak Cumhuriyetin kurulmasına doğru gitmektedir, hatta bu doğrultuda yeni anayasayı da hazırladılar.Bu anayasa çerçevesinde Iraklı Kürt gruplar bağımsız Kürdistan devletinin temelini oluşturmaya hedeflemektedirler.Bu yüzden Türkiye Irak politikasını yeniden gözden geçirmelidir; çünkü komşu da çıkan yangın istese de istemese de Türkiye’yi etkileyecektir
October 20 Küreselleşme ve yeni dünya düzeni
September 17 Gercek Dostluk Karsiliksiz seven dostlarin hikayase....
Savasin en kanli gunlerinden biri... Asker, en iyi arkadasinin az ileride kanlar icinde yere dustugunu gordu. Insanin basini bir saniye bile siperin uzerinde tutamayacagi ates yagmuru altindaydilar. Asker tegmene kostu:
- tegmenim , firlayip arkadasimi alip gelebilirmiyim?
- delirdin mi? der gibi bakti tegmen....
- gitmeye deger mi? arkadasin delik desik olmus.... buyuk olasikla olmustur bile... kendi hayatini da tehlikeye atma sakin.
Asker israr etti ve tegmen peki dedi.
Git o zaman
Inanilmasi guc bir mucize . Asker o korkunc ates yagmuru altinda arkadasina ulasti. Onu sirtina aldi ve kosa kosa dondu. Birlikte siperin icine yuvarlandilar.
Tegmen , kanlar icindeki askeri muayene etti. sonra onu sipere tasiyan arkadasina dondu.
- Sana degmez, hayatini tehlikeye atmana degmez, demistim, Bu zaten olmus.
- Degdi tegmenim. dedi asker...
- Nasil degdi? dedi tegmen. Bu adam olmus gormuyormusn.
- Gene de degdi komutanim. Cunku yanina ulastigimda henuz sagdi. Onun son sozlerini duymak, dunya ya bedeldi benim icin...
ve arkadasinin son sozlerini hickayarak tekrarladi:
- Gelecegini biliyordum! .. demisti arkadasi.... Gelecegini biliyordum !...
|
|
|||||||||||||||||||
|
|