Abdul Rahman's profile****** Wellcome to my wo...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    October 28

    Sensız nasıl yaşarım

    SENSİZ NASIL YAŞARIM

    Keşke hiç görmeseydim o güzel gözlerini
    Yürek böyle kırılmaz aşktan böyle korkmazdım
    İnsanlar umutlarla yaşarmış günlerini
    Acılarla olsa da üzgün bitkin yaşardım

    Aşkımın esinini ben Mecnun’dan almıştım
    Yüreğim boştu sensiz buna bende şaşardım
    Açık kalacak elim bunu da biliyorum
    Diyemem kimselere yüreğimde saklarım

    Karanlıkta bir ışık arayan sevdalıyım
    Aşkı buldum sanmıştım ne yazık aldanmışım
    Yalanmış tüm sözlerin kabuslarda yaşamım
    Bilmiyorum ben böyle sensiz nasıl yaşarım

    Yine yalnız çaresiz özlemim olmayacak
    Bin bir kabus içinde bu yaşam son bulacak
    Yıllar sensiz geçecek anın bırakmayacak
    Yaşam boyu hep üzgün kalacak birisiyim
    August 05

    Leonardo Da vinci

    When once you have tasted flight, you will forever walk the earth
    with your eyes turned skyward, for there you have been and
    there you will always long to return.
     
     
    — Leonardo da Vinci
     
    January 20

    Kanatsa da yaralarını

    Kanatsa Da Yaralarını


    Hayatta her zaman istediğimiz olmayabilir,
    Her zaman şans da gülmeyebilir insanın yüzüne ikinci kez,
    Hem canını acıttıklarımız olacaktır,
    Hem de gün gelecek bizim canımız acıyacaktır,
    Elbette;bir kor gibi yakacaktır içimizi ayrılıklar…
    Ve çok mutlu edecektir bizleri
    Uzun beklemelerin sonundaki kavuşmalar.
    Yaşamak; bir noktaya varış olmamalı,
    İnsan;her zaman arayış içinde olmalı,ne aradığını bilmeli...
    Kaybolan bir eşyasını,uzun yıllar görmediği sıcak bir yüzü
    Eski bir komşuyu,hediye edilen bir kitabı
    Aramalı bıkmadan…usanmadan.
    Aşkı da aramalı,kovalamalı,kaçan biri bulunduğunda,
    Çünkü; her insanın karşısına çıkmıyor aşk..
    Yada insanlar aramak yerine beklemeyi seçtikleri için
    Yoksun kalıyorlar bu duyguyu yaşamak dan.
    Şifresi çözülemeyen bir kilit olur kimine,
    Kiminde ise; açar en zor kilitleri,
    Her bir hücrende hissetmeye başlarsın,
    İliklerine kadar işleyen soğuk misali,
    Elin ayağın buz tutsa da,
    Kar topu oynamak dan nasıl vazgeçemiyorsan,
    ilk kar düştüğün de,
    Aşk dan da kaçamazsın,kaçamaz insan.
    Günün birinde pat diye kapını çalar,
    Senden izin almadan gönül bahçene girer,
    Ama ;her ne kadar karmaşık bir duyguda olsa
    Acıtsa da canını ayrılıklar...
    kanatsa da yaralarını gel-gitler...
    Başka biri dolduramasa da asla yerini,
    Çaldı mı kapını açmalı insan.
    Ve gözünü kapatıp dalmalı aşkın engin denizine.

     

    July 18

    Hayatı Düzgün Yaşamak

     

    Doğduğunuz andan itibaren hep gelişmek öğrenmek büyümek isteriz. Belki büyümek çok da bilinçli bir eylem değildir ama, yine de daha fazlasini elde etmek için daha yeterli olmamiz gerektiğini düsünürüz hep. Hayatta bu da yetmez, hayatimizi doğru yaşamak, geçmişe dönüp baktiğimiz güzel seyler görmek isteriz. Bunun yerine ise sadece yaptiğimiz hatalari ve kaçirdigimiz firsatlari görürüz.

    Her yetiskin bilir ki, ögrenmek için hata yapmak gerekir. Peki ya yapilan hatanin hata oldugu nasil anlasilir.Dogru diye bir sey var midir dünyada? Eger varsa ve biz bilmiyorsak, bu yaşa kadar ne ögrenmiş oluruz?

    Bir insanin herhangi bir animizi ele alarak degerlendirse ve yorum yapsa, ya da söylediginiz bir söz, tek bir hareketiniz, dile getirdiginiz tek bir düşünceniz bir başkasının sizing hakkınızda yargıda bulunmasını istese. Bunun ne kadar adil olduğunu düşünürsünüz? Ya da bu yargıyı ne kadar kabullenebilirsiniz? Peki ya gözümüzde büyüttüğümüz,değer verdiğimiz bir yerlere yerleştirdiğimiz insanlar, bu saydığım nedenlerle bir anda değer  kaybetmezler mi?  Hem degerlendiren kişi olarak sormak gerekir. Biz ne yapiyoruz? Ne yapmaliyiz.

    Açikçasi bunu bilmiyorum. Tek bildigim, çesit çesit çiçeklerin bulundugu bir yolda, begenmedigimiz çiçeklere basarak yürüdügümüz. Çirkin demiyiorum, beğenmediğimiz çiçekler sadece önümüze bakıyor, kıyaslıyor ve çirkin buduğumuzun üzerine basıp devam ediyoruz.

    Sanırım işte bu yüzden bir an önce büyümek, her şeyi öğrenmek istiyoruz. Kendinizi bir an için çeçeklerin yerine koyun. Eğer yanınızda daha güzel bir çiçeğin olduğunu fark etseydiniz, ondan daha büyük ve daha güzel olmak için elinizden geleni yapmaz mıydınız Hatta size yaklaşan her insanda, biraz daha büyümek için bir fırsat bulunmasını bu sefer üzerine basmadan geçmesini istemez miydiniz.

    Şimdi hayatınızı düşünün. Kaç yaşında hangi konumda hangi kültür seviyesinde olursanız olun.Geçmişe baktığınızda,bitirdiğiniz arkadaşlıklarınızı, başlamadan biten aşklarınızı, bir defa görüp unuttuğunuz insanları, size iyilik edenleri, kötülük edenleri, sevenleri, sevmeyenleri düşündüğünüzde, Hayir ben, hiçbir çiçeğe basmadım, diyebiliyor musunuz? Peki ya sizin üzerinize basanlar. Büyümenize ve kendinizi ispatlamanıza izin vermeyen, hatta sizi tanımadan yargılayan insanlar. Sizce onlar bunun farkında mı? Ve bu yüzden onları suçlamamız doğrumu?

    Belki sorulacak çok soru ve aranacak çok cevap var ama, ortada tek bir gerçek var. Tam uzunluğunu bilmediğimiz bu yolun bir kısmını aştık. Hala arkamızdaki ezilmiş çiçeklerle uğraşmak yerine, yeni çiçekleri ezmemeye gayret göstermeliyiz.Aksi halde onların bizim hayatımızda ne denli önemli olabileceklerini öğrendiğimizde iş işten geçmiş olur. İnsanların bir anını bütün hayatlarına mal etmek onları yok saymaktan başka bir şey olamaz......................

    July 17

    Kır Çiçeği

    Kir çiçegi

    Gül için dikenine katlanabileceklerini söyleyenlerdir, kir çiçeklerini göremeyecek kadar güle baglanmis olanlar. ' Gül' derler, baska bir sey demezler üstüne... Ömürleri güllere ulasmak için tükenirken, ehemmiyet vermezler, ayak altinda kalan, gül kadar narin, gül kadar güzel ama güzelligi fark edilmeyen kir çiçeklerine. Mutlu olma sevdasina düsmüslerdir kendilerince. Mutlu olmak için zorluklara katlandiklarini bile söyleyebilirler. Onlar için güzel bellidir artik.

    Takvim yapraklari birer birer düserken, kimi zaman yol katedemediklerine üzülürler. Oysa güzellikler yanibaslarindadir her zaman, ama onlar her zaman güzellikleri uzakta aramak sevdasindadirlar. Uzaktaki kiymetlidir; zorluklarla elde edilen degerlidir; aradiginda elinin altinda olmayan güzeldir, derler. Yanildiklari tek nokta var: Onlar hep uzaklara bakarken, birileri katlanmistir, onun güzel bulmadiklarina, birileri kiymet vermistir kir çiçeklerine... Mutlu olmak için, gelecek bir yarini beklemezler. Ayaklar altinda ezilenlere ehemmiyet verip, onlardaki güzelligi fark edip, yarini beklemeden, bugünden mutlu olmaya baslayanlardir onlar. Bir kir çiçeginin güzelligi onlar için yeterlidir. Gülde gönülleri varsa bile, onlara ulasmak için ömür tüketmekten korkarlar ve kir çiçegindeki gül güzelligini fark ederler.

     Insan her zaman güzeli ister, güzel hastasidir. Güzele ulasmak için ömrünü feda eder. Oysa bir baksa etrafindakilere, mutlak bir güzeli fark edecektir. Ama tek bir düsüncenin kavanozunda kapali kalmistir. Güzeli ararken, ezerek geçtigi bir baska güzeli fark edemeyecek kadar kördür artik. Oysa bir çevirse uzakta takili kalan gözlerini; gönül rahatligi ile bir taksa farkli güzellikleri de görme gözlügünü... Hayatina renk verse, kir çiçeklerinden demetlenmis bir demetle... Hayatini güzellikler yönüne degil de, güzellikleri hayatin yönüne çevirmeye çalissa... Bir görebilse kir çiçeginin gül tarafini... Bir görebilse, hayal pinarinin çesmesinin degil de suyunun önemli oldugunu... Yetinse elindeki ile, güzelligini bulmaya çalissa elindekinin. Sevdiklerini gül demetleriyle mutlu edebilme fikrini atsa kafasindan. Bir gün de kir çiçegi toplasa, sunsa sevdiklerine...

     Hayatini gül arama yolunda feda edecegine, görse kir çiçeginin gül yanini... Bir fark etse ayaklarinin altindakileri, bir ehemmiyet verse kir çiçeklerine. "Sonuçta ikisi de çiçektir. Gül herkesçe güzeldir, kir çiçegi de bence güzeldir." dese. Uzaklara bakmaktan, güle ulasmaktan dermansiz kalacagina, bu enerjiyle kir çiçegini sevmeye ve sevdirmeye çalissa; bu güzelligi sevdikleriyle paylassa. Güle ulasma arzusuyla kosturanlara gösterebilse kir çiçeginin gül yanini. Anlatabilse gül için ömür tüketmenin bos oldugunu...

    Gül güzeldir; ama sevgi mevsimi geçtikten sonra, gül için kosmanin bir anlami kalmayacaktir. Öyleyse hiç vakit kaybetmeden al eline bir demet kir çiçegini, onun sana sundugu mutlulugu görmeye çalis. Çünkü hayat, mükemmeli aramaya yetecek kadar uzun degil! ( Sevdaciğimin yazısı)

    July 01

    Yalnızlık Korkusu.....

    Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
    Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
    Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

    Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

    Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
    Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

    Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
    Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

    Gene ayni korkular, ayni endişeler...

    Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

    Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
    O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
    Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

    İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

    Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
    o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

    Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

    Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
    Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

    Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
    doğrularımız her zaman tek doğrudur.

    Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

    Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
    Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

    Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
    Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

    Sonuç YALNIZLIK .

    Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
    paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
    değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

    O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

    Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
    Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

    Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

    Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
    Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

    Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
    Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
    Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
    Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
    Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

    Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
    Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
    Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR DA HALA SEVGİLİ......

    June 22

    Vehbi Koç'un Güzel Sözü

    "Dostum,
     
    >Evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene,  isin varsa bir sıfır
    >daha koymalısın,  is seninse ÜÇ  sıfır daha koymalısın,  isin iyi
    >gidiyorsa ÜÇ sıfır daha,  Araban varsa bir sıfır,  yazlığın varsa bir sıfır
    >daha,
    >Daha sıralanabilir sıfırlar hanesi...
    >Ancak, sağlığın varsa bir koyarsın basına, bütün  sıfırlar anlamlı bir
    >değere ulaşır. Yoksa  sonuç sıfırdır, hiç uğraşmayasın bos yere..."  
    >Vehbi Koç
    March 21

    Eflatun'a Sormuşlar

    EFLATUN'A SORMUSLAR
     
    Eflatun'a iki soru sormuslar. 
    Birincisi;
    "Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranislari nedir?"
    Eflatun tek tek siralamis:
    - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne varki çocukluklarini özlerler...
    - Para kazanmak için sagliklarini yitirirler, sonra sagliklarini geri almak için para öderler...
    - Yarindan endise ederken bugünü unuturlar. Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar...
    - Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamis gibi ölürler...
    Sira gelmis ikinci soruya;
    "Peki sen ne öneriyorsun ?"
    Bilge yine siralamis:
    - Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" birakmaktir...
    - Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" degil "en az seye ihtiyaç duymaktir".
    Eflatun
     
    March 14

    Birbirinizi Sevin ama .......

     
                                                    Birbirinizi sevin; ama...
     
      Sevginin üzerine baglayici anlasmalar koymayin.
       Birakin yüreklerinizin sahilleri arasinda
       Gelgit çalkalanan bir deniz olsun SEVGI.
       Birbirinizin kadehini onunla doldurun,
       Ama yine ayni kadehe egilip içmeyin.
       Ekmeginizi bölüsün ,ama ayni lokmayi dislemeye kalkmayin.
       Sarki söyleyin,dansedin,eglenin birlikte,
       ama ikinizin de birer YANLIZ oldugunu unutmayin.
       Çünkü lavtadan dagilan müzik ayni,
       ama ezgileri çikaran teller ayridir.
       Yüreklerinizi birbirine baglayin
       ama biriötekinin saklayicisi olmasin !!
      Çünkü ancak HAYAT'in elidir yüreginizi saklayacak olan.
        Hep yanyana olun,ama birbirinize fazla sokulmayin ;
        Çünkü tapinagi tasiyan sütunlar da birbirinden ayridir.
        Çünkü bir selvi ile bir mese birbirinin gölgesinde yetismez.
                                                                       
                                                          halil cibran
     
                                                   
    March 10

    Bunları biliyormuydunuz ????

         Dünyayı Sarsan 50 Gerçek 

     

          2005-10-08 

     

    BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş.

    Tespitlerini  ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını

    verdiği bir kitapta  toplamış.

    İşte, dünyayı tersine çeviren 50 gerçek...

     

    1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39

    yıl  yaşıyor.

    2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde

    yaşıyor.

     3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken

    hamilelik  oranına sahip.

    4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.

    5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından

    fazla.

     6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve

    İran'da gerçekleşti.

    7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla

    bilgiye sahip.

    8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık

    sübvansiyon,  Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha

    fazla.

    9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9'unda ise cezası ölüm.

    10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle

    yaşıyor.

    11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.

    12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.

    13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor.

    14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.

    15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.

    16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78 milyon

    dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.

    17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.

    18- 15 yaşındaki İngilizler'in yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte

    biri  sigara içiyor.

    19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş

    kongre  üyesi için 125 kişi çalışıyor.

    20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.

    21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin

    şiddet ve taciz  vakası yaşandı.

    22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan

    tacını  tanıyanlardan fazla.

    23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.

    24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.

    25- Amerikalılar'ın üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.

    26- 150'den fazla ülkede işkence var.

    27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç

    kalıyor. 28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.

    29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.

    30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.

    31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde

    yaşıyor.

    32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.

    33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek

    için  yaşanıyor.

    34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.

    35- Her yıl 10 dil ölüyor.

    36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.

    37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.

    38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.

    39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.

    40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.

    41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop

    Idol'un ilk  sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.

    42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.

    43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat

    daha fazla  askeri harcama yapıyor.

    44- Dünyada 27 milyon köle var.

    45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her

    üç  haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.

    46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.

    47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.

    48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane

    kivi, atmosfere  kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.

    49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.

    50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin

    aile  çocuklarına göre 3 kat daha fazla.

    Aşk mı Değilmi .......

    Sesini duydugunuz anda avuclariniz terlemeye
        kalbiniz deli gibi
        carpmaya basliyorsa...
          Bu ask degil HOSLANMAK tir

     Ellerinizi ondan cekemiyor surekli dokunmak
        sarilmak istiyorsaniz..
          Bu ask degil ARZULAMAK tir

       Yaninizda bir tek o oldugu icin onu
        istiyorsaniz....
          Bu ask degil YALNIZLIK tir
         
    Herkes onunla olmanizi bekledigi icin
        onunlaysaniz...
          Bu ask degil SADAKAT tir
         
    Size sicak, yakin davrandigi icin
        onunlaysaniz...
          Bu ask degil KENDINE GUVENSIZLIK tir
          Uzulmesini istemediginiz icin onunlaysaniz...
          Bu ask degil ACIMAKtir

     Ona deger verdiginiz icin hatalarini
        hosgoruyorsaniz..
          Bu ask degil ARKADASLIK tir
          Butun gun ondan baska hicbirsey
        dusunmediginizi soyluyorsaniz..
          Bu ask degil KOCA BIR YALAN dir
         
     Onun iyiligi icin kendinizden cok sey feda
        edebiliyorsaniz...
          Bu ask degil YARDIMSEVERLIK tir
         
    O uzgunken sizin de kalbiniz aciyorsa...
          Iste bu ASKtir
          Tarif edemediginiz bir cekim yuzunden
          ondan bir turlu kopamadiginizi
        dusunuyorsaniz..
          Iste bu ASKtir
         
    O herkese guclu gorunmesine ragmen icindeki
        zayifligi hissedebiliyorsaniz..
        Iste bu ASK tir
         
    Baskalarini da cekici bulmaniza ragmen hic
        pismanlik duymadan onunla
        kalmaya devam edebiliyorsaniz..
          Iste bu ASK tir

        
    December 19

    BAŞARI İLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER

     

    * Bilime giden düz ve kestirme yol yoktur ve ancak onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar pırıltılı doruklarına ulaşabilirler. Karl Marx

    * Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır. Ya zorlukları değiştirirsiniz yada zorlukları çözmek için kendinizi.

    * Ilerlemenizin önündeki en büyük engel kendinize güvensizliginizdir. Richard Wilkins

    * Yeteri kadar nedeniniz varsa, her seyi yapabilirsiniz. Jim Rohn

    * Yapilirken heyecan duyulmayan isler basarilamaz. Emerson

    * Büyük insanlarin idealleri , siradan insanlarinsa hevesleri vardir. Washington Irving

    * Zirvelerde kartallar da bulunur, yilanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, digeri ise sürünerek gelmistir. Önemli olan nereye gelmis oldugunuzdan çok, nereden ve nasil geldiginizdir. Cenap Sahabettin

    * Hayatta en büyük eglence baskasinin yapamazsin dedigini yapmaktir. Walter Bagehot

    * Imkansizlik yalniz sersemlerin sözlügünde bulunan bir kelimedir. Napoleon

    * Ya bir yol bul. Ya bir yol aç. Ya da yoldan çekil. Mümin Sekman

    * Dünyada insana yardim eden sey, tesadüf degil, azim ve sebattir. Samuel Smiles

    * Güçlükler basarinin degerini artiran süslerdir. Moliere

    * Düsünmek ve söylemek kolay, fakat yasamak, hele basari ile sonuçlandirmak çok zordur. Ziya Gökalp  

    * Mucize, enerjinizi korkulariniza degil rüyalariniza verdiginiz zaman baslar. Richard Wilkins

     

    * Basarilarini gizlemek en büyük basaridir. La Rochefoucauld

    * Hiç kimse, basari merdivenlerine elleri cebinde tirmanmamistir. J.Keth Moorhead

    Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulastiramayan okçudan daha basarili degildir. Montaigne  

    * Basari istedigini elde etmek, mutluluksa elde ettigini sevmektir. Brown

    Kim iyi yasamis, bol bol gülmüs ve çok sevmisse, basariyi yakalamis demektir. Bessie Anderson Stanley

    * Ders alinmis basarisizlik basari demektir. Malcomb S. Forbes

    * Basari belki insana çok sey ögretmez, fakat basarisizlik çok sey ögretir. Çin Atasözü

    Deneyip de basaramayanlari degil, yalnizca denemeye bile kalkismayanlari yargila.

    Eger yasaminda hiç basarisizlik yoksa, yeterli kadar risk almamissin demektir.

    Büyük asklarin ve büyük basarilarin büyük riskler içerdigini unutma.

    En uzun yolculuklar bir adimla baslar.

    Karamsar olmak zor degil. Zor olan çilgin bir firtinadan sonra gökkusagi gibi gülümseyebilmektir.

    En buyuk zaferimiz dusmemek degil,dustugumuz zaman ayaga kalkmamizdir.

    December 18

    İnanılmaz

    Bu Kadarı da Fazla!
    ABD Ohio´da 1939 yılında Lewis ailesinin ikiz erkek çocukları oldu, durumları çok kötüydü ve çocuklara bakmaları imkansızdı. Bu yüzden, aile çocuklardan birisini evlatlık olarak vermek zorunda kaldı. 40 yıl sonrasına kadar, iki kardeş biraraya gelemediler ve buluştukları gün gariplik başladı. İki kardeşe de James adı verilmişti, ikisi de avukatlık eğitimi görmüşlerdi, mekaniğe ve de halıcılığa meraklıydılar, üstelik usta derecesinde. James kardeşlerin evlendikleri kadınların ikisinin de adları Linda´ydı, ikisinin de birer oğulları olmuştu ve birbirinden habersiz iki kardeş oğullarının adlarını James Allan koymuşlardı, her iki James Allan´da ikişer defa evlenmişti ve ikinci karılarının adı Betty´idi. İnanın dalga geçmiyorum, ikisinin de köpeklerinin adı Toy´du. ve de her ikisi de her yaz Florida, St Petersburg´da tatile gidiyorlardı. İnanmadınız mı? Readers Digest Dergisi, 1980 Ocak sayısını okuyun..

     

    Kafasının arkasından çıkan ok
    Portland Üniversitesi tıp fakültesi acil servis doktorları, bir gece kafasına av oku saplanmış bir adamla karşılaştılar ama bu adam hastaneye alınmadı. Tony Roberts 25 yaşındaydı, hafta sonu tatilinde bir arkadaşı bira şişelerine ok atarken hedefi şaşırmış ve ok gelip Tony´nin sağ gözüne girmişti. Doktorlar okun sadece bir mm. sola kayması halinde ana kan damarının kesileceğini ve öleceğini belirttiler. Nörocerrah Dr. Johnny Delashaw, okun beyne 20-25 cm girmiş olarak kafanın arkasından çıkmış olduğunu ve belki de çok önemli damarların kopmuş olabileceğini belirtiyordu, üstelik Delashaw Tony´nin oku çekip çıkarmaya çalışarak kendisini öldürme noktasına geldiğini de söylüyordu. Ok yerinden çıkarıldı ameliyat tahminlerin aksine çok kolay geçti, hiçbir damar ve hayati merkez zarar görmemişti. Bütün bunlardan sonra Tony hastane masraflarına itiraz edince kıyamet koptu çünkü Tony´nin ve oku atan arkadaşının meslekleri ortaya çıkmıştı; ikisi de tehlikeli film sahnelerinde oynayan birer dublördüler. Olay, kaza falan değildi, oturup tehlikeli bir sahnenin provasını yapmışlardı. Sonuçta hala sigorta kavgaları sürmekte...

    Çatlak yasalar ülkesi Amerika...
    Amerika her yönüyle gerçekten uçuk bir ülke; öyle yerlerde öyle yasalar var ki, hala aynen devam ettirildiği gibi kimin neden bu yasayı koyduğu da belli değil. Bakın neler var; Fort Worth ABD´nin Teksas Eyaleti kasabalarından birisi ve eğer yolunuz bu çok eski kovboy kasabasına düşerse ve de o anda oradaki bir tiyatroya giderseniz normal birşey yapmış olursunuz ama sakın ola ki tiyatroda gülmeyin, yandınız demektir ve hemen tutuklanırsınız. Çünkü Forth Worth´da tiyatrolarda gülmek belediye tarafından yasaklanmıştır. Neden mi? Kimse hatırlamıyor ama yasak geçmişe duyulan saygıyla sürüyor, bu yüzden de Forth Worth´a hiçbir eğlence, komedi grupları ve bir sirk uğramıyor, gülmek isteyenler yakın kasabalara gidiyorlar...


    Doğum Lekesi

     John M. Lean´ın büyükannesi hastaydı, karısı ise doğum yapmak üzereydi. Büyükannenin sağ dirseğinin hemen üzerinde bir gümüş dolar büyüklüğünde özel bir leke vardı ve ortasında kartala benzer bir iz görülebiliyordu, ölümünden bir iki gün önce, aileye dert yanarak, yeterince mutlu olamadığını ve edemediğini, yeni bir fırsat için tekrar doğmak istediğini söylüyordu, Reenkarnasyona inancı tamdı ve bunu her fırsatta vurguluyordu. Hamile olan ve doğum arifesinde bulunan Bayan Lean ise, yaşlı kadına üzülmemesini söylüyor ve doğacak bebeğe onun adını vereceğine söz veriyordu. Bir hafta sonra büyükanne öldü ve iki gün sonra da Bayan Lean bir kız çocuğu doğurdu, bebeği gören aile dehşet içindeydi, çünkü büyükannenin dirseğinin üzerinde lekenin tıpatıp aynısı bebekte de vardı ve aynı yerdeydi. Doktor bir açıklama getiremedi ve doğum lekesi diyerek geçiştirdi; Büyükanne yeniden doğmuştu ve bu kez Lean ailesinin en küçük üyesi olarak yaşama devam edecekti.

    Durun! Sütyen muayenesi yapılacak...
    İllionis´de Nilwood´da 16 yaşına gelen her genç kız kesin olarak sütyen takmaya mecburdur, aksi halde bir hafta hapis cezasına mahkum edilir. Ama işin ilginç tarafı Nilwood polisleri; evi dışında nerede olursa olsun, tüm genç kızların sütyen giyip giymediklerini bizzat kontrol etmeye yetkilidirler. Ne dersiniz? Herhalde polisler bu yasanın kaldırılmamasına en çok karşı çıkanların başında geliyorlar.

    Amerika´da İngilizce konuşmak yasaktır....
    Eğer ABDde Missouri Eyaleti´ne yolunuz düşer de Wannypaa kasabasına olur ya, bir şeyler yemek veya içmek için uğrarsanız başınız ciddi bir şekilde derde girebilir çünkü bu kentin girişindeki tabelada şöyle yazar; "Devlet dili Amerikancadır, burada İngilizce konuşmak yasaktır, İngilizce konuşanlar bir ay hapse mahkum edilirler..." Nece mi konuşacaksınız? Vallahi bu sizin sorununuz, bizce kuş dilini deneyin, zira Amerikanca konuşmak için oralarda epey sürtmeniz gerekiyor

    Mirasını almaya hala gelmedi...
    İspanya´da, Sevilla yakınlarında Carmona´da, kentin banliyösü sayılabilecek bir yerdeyiz, ıssız ve sessiz bir sokak burası, tam karşımızda mükemmel bir bahçe içinde iki katlı zarif bir villa duruyor, yaklaşıyoruz, bahçe kapısında bir tabela var;"Dikkat; şeytanın malıdır " İçerde bir uşakla, bir de bekçi yaşıyor soruyor ve öğreniyoruz ki, görevleri villaya iyi bakmak ve yabancıların gelmesini engellemek. İkisinden biri öldüğünde veya ikisi de öldüğünde hemen yerlerine yenileri görevlendirilecek. Her tür gerekli masraf bu amaçla kurulmuş bir vakıf tarafından karşılanmakta. Bekçinin anlattığına göre villa çok zengin biri tarafından şeytana miras olarak bırakılmış, ta ki bizzat kendisi gelip alıncaya kadar. Vasiyetin bir de koşulu var; gelip evi almak isteyenin gerçekten şeytan olup olmadığının anlaşılması için kaymakamın önünde dumanlar içinde yokolması gerekiyor. Arada bir şeytan olduğunu iddia ederek, evi almak isteyenler çıkmış fakat hiçbirisi kaymakamın önünde gerekli koşulu yerine getirememişler yani dumanlar içinde yok olamamışlar. Kısacası şeytan henüz gelip mirasını istemiş değil, acaba bir gün gelir mi? Hala bekleniyor. Ama bir de olayın perde arkasına bakalım; vasiyeti bırakan zengin ispanyolun adı Jose Huttanson, villayı ve vakıf için gereken parayı şeytana vakfettikten sonra, korkmuş olacak ki, bitmez tükenmez servetinin kalan kısmını kentin kilisesine bağışlamış ve arada bir ruhuna dua edilmesini istemiş. Zengin Jose´nin bunu neden yaptığını kimse bilmiyor, acaba ölüm korkusumuydu? Villa ve vakıf ile şeytanı, kiliseye bıraktığı kalan para ile de Tanrıyı mı garantiye almak istedi? Böylece iki taraf ta ondan memnun kalacaktı, sonucu bilmiyoruz ve merak ediyoruz acaba Jose´nin ruhunun şeytanla ve tanrıyla arası nasıl gidiyor?



    Garip olaylar kesin okuyun

    İn­san­la­rın do­ğa ve kendi üze­rin­de uydurdukları inançlar

    U­çan ba­lık­lar u­çar mı?


    Aşa­ğı yu­ka­rı 100 tür ba­lık "Uçan Balık" tanımına gi­ri­yor­lar a­ma hiç­bi­risi ger­çek­ten u­ça­mı­yor. Bu ba­lık­la­rın göğüs­le­rin­de ka­nat­la­ra ben­ze­yen yüz­geç­le­r var bu sa­ye­de yüz metreden daha fazla bir mesafede su­yu­n üs­tün­de ka­ya­bi­li­yor­lar. Ba­zen ka­zay­la tek­ne­le­rin üs­tüne i­niş yap­tık­la­rı bi­le görül­üyor sıçrama­la­rı­nın ne­de­ni büyük balık­lar­dan, bil­has­sa ba­li­na­lar­dan kaç­mak.

    Güve­ler giysileri yerler...

    Gi­yim­le­ri ve baş­ka mad­de­le­ri yi­yen 6 çeşit güve var a­ma bun­lar hep­si­ni ye­mi­yor­lar. A­ma i­na­nıl­maz de­re­ce­de çok yu­murt­lu­yor­lar ve bu yu­mur­ta­lar­dan kurt­lar çı­kı­yor. iş­te bu kurt­lar hiç doy­madan yün, ha­lı ve koltuk kumaşlarını yi­yor­lar. Böy­le bir kur­tun or­ta­la­ma ne ka­dar yi­ye­bi­le­ce­ği­ni öğ­ren­mek im­kan­sız, çün­kü ne ka­dar süre kurt o­la­rak ka­la­ca­ğı­na bağ­lı.

    Ah­ta­pot­lar çok teh­li­ke­lidir;

    Bir ah­ta­potun in­sa­nı kollarıyla sarıp öldürebi­le­ce­ği saç­ma bir inançtan baş­ka birşey de­ğil. A­ra sı­ra yüzücüler bir ah­ta­po­tun kol­la­rı tarafından ya­ka­la­nı­yor­lar a­ma bi­ri­ne ger­çek­ten kötü birşeyin ol­duğu çok en­der görülen bir o­lay. Lon­dra Hay­va­nat­ Bah­çe­si´nde­ki ak­var­yu­mun es­ki müdürü o­lan E. G. Bo­u­len­ger bi­ze bir ah­ta­po­tun ka­fa­sı­nı ve­ya vücu­du­nu sı­kış­tır­dı­ğı­nız an­da tu­tuşu­nu a­zal­tı­ğı­nı el­de e­de­bi­le­ce­ği­ni­zi söy­le­di. De­rin de­niz ah­ta­po­tunun (örneğin A­las­ka´da bu­lu­nan) bir kolunun uzunluğu 9 metreye va­ra­bi­li­yor. A­ma ge­nel­de da­ha küçük o­lu­yor­lar, ör­ne­ğin Sri Lan­ka´nın kı­yı­sın­da bu­lu­nan bir ah­ta­pot 5 cm. büyük­lüğün­de. Pa­si­fik´de­ bulunan ma­vi de­sen­li ah­ta­po­tun ı­sır­ma­sı teh­li­ke­li o­la­bi­lir. A­ma di­ğer ah­ta­pot­la­rın ı­sır­ma­la­rı u­fak bir ka­bar­ma ha­ri­cin­de hiç bir za­rar ver­mez­.

    Gök gür­le­mesi sütü ekşi­tir;

    Gök gür­le­me­si ha­va­nın tit­reş­me­si­dir ve ke­sin­lik­le sütü et­ki­le­mez. Fır­tı­na­lı ha­va­lar­da sütün ekşi­me­si­ne ne­den olan şey, sütün i­çin­de­ki şe­ke­ri lak­tik a­si­te çe­vi­ren bir mik­robun o­luş­ma­sı­dır. Bu mik­rop nem­li ha­va­lar­da i­yi ge­lişir ve bu nem­li ha­va bil­has­sa yaz fır­tı­na­la­rın­da görülür. Bu ne­den­le de kış fır­tı­na­la­rın­da süt pek ekşi­mez.

    Su­da çır­pın­mak köpek ba­lık­la­rı­nı kor­ku­tur;

    Bir köpek ba­lı­ğının gövdesine ba­kar­sa­nız başın­dan so­nu­na ka­dar bir sinir sis­te­mi­ninin varlığını fark e­der­si­niz. Bu sistem su­yun i­çin­de u­zun me­sa­fe­ler­de o­lan tit­re­me­le­ri bi­le his­se­de­bi­lir. Bir köpek ba­lı­ğı­ için su­yun i­çin­de­ki her tür­lü çır­pın­ma ha­re­ke­ti, ya­ra­lı ve­ya sa­kat bir ya­ra­tı­ğın var ol­du­ğu demektir ve böy­le­ce o­na göre bu hareket ba­sit bir he­def­ olur. Fran­sız su al­tı uz­ma­nı Jac­qu­esY­ves Co­us­te­a­u çır­pın­ma­nın köpek ba­lık­la­rı­nı kor­kut­ma­dı­ğı­nı söy­lüyor. O­na göre en i­yi ko­run­ma dik­kat­li ha­re­ket­ler, ya­vaş yüz­mek ve a­ni ha­re­ket­le­r yap­ma­mak­tır. Köpek ba­lık­la­rı 1.5-2 km. ve faz­la­sı i­çer­sin­de kan ko­ku­su­nu da a­la­bi­li­yor­lar. Ço­ğu ba­lı­ğın ko­ku al­ma ye­te­nek­le­ri çok kuv­vet­li­dir a­ma köpek ba­lı­ğı bir is­tis­nadır çün­kü bey­ni­nin büyük bir par­ça­sı sa­de­ce bu yönde işler. Bur­nu­nun her i­ki ta­ra­fın­daki i­ki or­ga­n o ka­dar du­yar­lıdır ki, ba­lık ken­di­ni ta­kip et­ti­ği i­ze göre yöne­te­bi­li­r. Sa­ğın­da ve­ya so­lun­da ko­ku­la­rın a­zal­ma­sı ve­ya faz­la­laş­ma­sı­na göre yo­lu­nu değiştirebi­li­r. Ya­ni ay­nen bir u­ça­ğın rad­yo sin­yal­le­ri­ni ta­kip et­me­si gi­bi. Böy­le­ce bir köpek ba­lı­ğının he­de­fi­ şaşmaz bir noktaya dönüşür aynen bilgisayarla programlanmış bir roket gibi...

    Yı­lan­lar av­la­rı­nı hip­noz e­derler ve müzik i­le oy­na­tı­la­bi­lir­ler;

    Ba­zı hay­van­la­rın yı­lan gör­dük­le­ri an kork­tuk­la­rı ve­ya do­nup kal­ma­la­rı­na rağ­men zo­o­lo­glar hip­noz e­de­me­dik­le­rin­den e­minler. Bel­ki bu saç­ma­lı­ğı baş­la­tan yı­lan­la­rın kur dan­sı ol­muş­tur. Bu dans­ta yı­lan­lar rit­me göre vücut­la­rı­nı bir ­ta­raf­tan öbür ta­ra­fa sal­lı­yor­lar. Ö­bür yandan yı­lan oy­nat­mak ger­çek­ten bir tür hip­noz­dur a­ma bu­ra­da yı­lan hip­noz e­di­li­r. Yı­lan­lar çok az du­ya­bi­li­yor­lar ve böy­le­ce sa­de­ce çok düşük fre­kansda­ki ses­le­ri se­ze­bi­li­yor­lar. Bu ne­den­le oy­na­ta­nın flütüne göre ha­re­ket et­me­le­ri pek i­nan­dı­rı­cı de­ğildir. Hin­dis­tan­lı yı­lan oy­na­tan­la­rın ge­nel­de kul­lan­dık­la­rı Kob­ra­lar oy­na­ta­nın a­yak ha­re­ket­le­ri­ne, so­pa i­le se­pe­te vur­ma­la­rı­na ve­ya vü­cu­du­nun ya ­da flü­tün sal­lan­ma­sı­na göre ha­re­ket e­di­yor­lar. Bir­man­ya­lı yı­lan oy­na­tı­cı­la­rı ise ge­nel­de rit­me göre sal­lan­ma ha­re­ket­le­ri ya­pı­yor­lar ve böy­le­ce yı­lan­lar on­la­rı ben­zer ha­re­ket­ler­le tak­lit e­di­yor­lar. Yı­la­nın sal­lan­ma­sı sa­de­ce fi­zik­sel bir o­lay. O­nu vü­cu­du­nun üst kıs­mı­nı yer­den yük­sel­te­bil­mek i­çin ya­pı­yor. Sal­lan­ma­yı kes­tiği an ye­re düşüyor.

    Fareler ba­tan ge­mi­le­ri önce terk e­der­ler;

    Fareler ba­tan ge­mi­le­ri terk et­mez­ler, a­ma yaşa­dık­la­rı yer su i­le dol­du­ğu an o­ra­yı terk e­der­ler. Ba­tan bir ge­mi­den sürü ha­lin­de ka­çan fareler bel­ki de­niz­ci­le­rde bu kuşkuyu u­yan­dır­mış­tır veya bel­ki ger­çek­ten fareler in­san­la­ra na­za­ran doğal sar­sın­tı­la­rı­na ve­ya sı­va de­ğişik­lik­le­ri­ne karşı da­ha du­yar­lı­dır­lar. Bel­ki bu ne­den­le farelerin yı­kıl­mak üze­ri o­lan ev­le­ri terk et­me­le­ri i­nan­cın­da bi­raz da ger­çek pa­yı o­la­bi­lir.

    De­ve­kuş­la­rı ka­fa­la­rı­nı ku­ma gömer­ler;

    De­vekuş­ları hak­kın­da­ki en büyük söy­len­ti düş­man­la­rı ta­ra­fın­dan görül­me­me­le­ri i­çin ka­fa­la­rı­nı ku­ma göm­me­le­ri­dir. Uz­man­lar bu­nun ta­ma­miy­le bir ef­sa­ne ol­du­ğu­nu söy­lüyor­lar. Güney Af­ri­ka´da sa­de­ce tüy­le­ri i­çin devekuşu ye­tiş­ti­ri­len çift­lik­te yaşa­mış o­lan, Al­lan Po­cock 80 se­ne bo­yun­ca, hiç böy­le bir o­lay görme­di. Ka­fa­sı­nı ku­ma göm­me­ye hiç bir de­ve kuşu teşeb­büs bi­le et­me­mişti. De­vekuş­la­rı be­lir­li ses­ler du­ya­bil­me­k i­çin ka­fa­la­rı­nı ye­re doğ­ru in­di­ri­yor­lar ya­ da ba­zen bo­yun kas­la­rı­nı ra­hat­lat­mak is­ti­yor­lar. Ça­lı­la­rın a­ra­la­rı­na ka­fa­la­rı­nı sok­tuk­la­rı da görül­müş­tür a­ma hiç bir za­man ku­ma sok­maz­lar. Çün­kü bu­nu yap­arlarsa bo­ğu­lur­lar.

    Go­ri­ller vahşi hay­van­lardır;

    Go­ri­llerin vahşi ol­duk­la­rı­ i­nancı görünüş­le­rin­den kay­nak­la­nı­yar. Bu i­nanç 19. yüz­yıl­da baş­la­tıl­dı ve hi­ka­ye­ler­de de­vam et­ti­ril­di. Görünüm­le­ri­ne karşın o­va ve dağ go­ri­lleri sa­kin ve ba­rış­se­ver hay­van­lar­dır. Ame­ri­kalı bi­lim a­da­mı Ge­or­ge Schal­ler ay­lar­ca go­ri­lleri iz­le­di. An­la­tık­la­rı­na göre hay­van­lar çok çe­kin­gendiler ve bir in­san­la karşı­laş­tık­la­rı an ge­nel­de ka­çı­yor­lar­dı. Ço­cuk­la­rı­nı ko­ru­ma a­ma­cıy­la in­san­la­rı ı­sır­dıkları doğ­rudur a­ma go­ri­lin in­sa­nı e­ze­rek öl­dür­düğü da­ha görül­me­miş­tir. 1933 yı­lın­da çe­vi­ril­miş o­lan "King Kong" ad­lı film gorillerin vahşi ol­du­ğu ef­sa­ne­si­ne katkıda bulundu.

    Ku­ğular öl­me­den ön­ce şar­kı söy­ler­ler;

    Nor­mal­de ses­le­ri çık­ma­yan kuğu­la­rın öl­me­den ön­ce şar­kı söy­le­dik­le­ri bil­has­sa şa­ir­ler ta­ra­fın­dan çok se­vi­len bir söy­len­ti­dir. Es­ki Yu­nan­lı­lar kuğu­la­rın A­pol­lon´un ya­ra­tık­la­rı ol­duk­la­rı­na i­na­nıy­or­lar­dı ve A­pol­lon müzi­ğin tan­rı­sıy­dı. Pla­to´nun "Pha­e­do" sun­da, Sok­ra­tes kuğu­ların üzün­tüden ve­ya mut­suz­luk­tan şar­kı söy­le­mediklerini, bu­nu A­pol­lo´dan e­sin­len­dik­le­ri i­çin ya­ptıklarını söylüyor. İz­lan­da´­da­ki ıs­lık ça­lan kuğu, müzi­ğe ben­ze­yen be­lir­li ses­ler çı­ka­ra­bi­li­yor ama bu­nu öbür kuğu tür­le­ri ya­pa­mı­yor­lar. Ama İzlanda kuğu­sunun bu se­si çı­kar­ma­sı­nın ölüm­le hiç bir il­gi­si yok. Kuzey Yarıküre´de­ki kuğu­lar si­nir­le­nin­ce ve­ye yav­ru­la­rı­nı ko­ru­yun­ca bir ses çı­ka­ra­bi­li­yorler ama bu ge­nel­de sal­dı­ra­ca­ğı­na ait bir be­lir­ti. Ses­le­ri­nin ol­ma­dı­ğı za­ten i­sim­le­rin­den bel­lidir, çünkü on­la­ra ge­nel­de "ses­siz kuğu­lar" de­nir.

    Fa­re­ler pey­ni­ri her­ şey­den çok se­ver­ler;

    Ke­mi­ren hay­van­la­rı a­raş­tı­ran de­ney­le­r­de bir fa­re­yi ya­ka­la­mak i­çin pey­ni­rin en i­yi yem ol­ma­dı­ğı anlaşıldı. A­me­ri­ka­lı bir fare yok edicisi o­lan Ed­ward Batz­ner ge­nel­de li­mon­lu tat­lı­lar kul­la­nı­yor. Bu ona i­ki a­van­taj sağ­lı­yor; ilki li­mon ya­pış­tı­rı­cı bir mad­de ol­du­ğu i­çin fa­re­yi tu­tu­yor, i­kin­ci­si de tat­lı olması. Tat­lı, bir fa­re i­çin pey­nir­den da­ha i­yi bir yem. Böy­le ge­nel­le­me­le­ri baş­ka hay­van­la­ra yap­mak da saç­ma. Ör­ne­ğin köpek­le­rin en çok et sev­dik­le­ri­, ya­ da bütün ke­di­le­rin ba­lık ye­me­le­ri gi­bi. Her­han­gi bir ya­ra­tı­ğın ter­cih et­ti­ği şey­ler büy­üdüğü ve a­lış­tı­ğı şey­lerdir.

    De­ve­ler hör­güç­le­rin­de su taşı­r­lar;

    De­ve­nin hör­gücün­de yağ var­dır ve bu yağ o­nu ye­mek bu­lama­dı­ğı za­man­lar­da bir haf­ta i­le on gün a­ra­sı i­da­re e­de­bi­lir. Ta­bii ki bu ya­ğı haz­me­de­bil­me­si i­çin be­lir­li bir mik­tar­da su üretir a­ma bu­nu hör­güç­le­rin­de de­po­la­maz.

    Ok­lu ­kir­pi­ler,di­ken­le­ri i­le a­teş e­derler; Bir ko­ru­ma me­ka­niz­ma­sı o­la­rak ok­lu ­kir­pinin di­ken­le­ri çok işe ya­rar. Cay­dır­ma et­ki­si­ dışında dikenlerde pis­lik ve mik­rop vardır ve cid­di en­feks­yon­la­ra yol a­ça­bi­lir. Di­ken­le­rin tüy­lü ol­ma­la­rı ya­ra­la­na­nların on­la­rı çı­kart­ma­sı­nı da­ha da zor­laş­tı­rı­r. A­ma ok­lu ­kir­pi­de di­ken­le­ri­yle a­teş e­de­bil­en bir sistem yok­tur. Yi­ne ­de bir ok­lu ­kir­pi­nin 18.000´den faz­la di­ke­ni vardır. Bunları çı­kar­tı­nca çok teh­li­ke­li o­la­bilir.

    Pas­lı bir çi­vi te­ta­no­sa ne­den o­lur;

    "Lock­jaw" ya­ da te­ta­nos "Clos­tri­di­um te­ta­ni" ad­lı bir mik­rop­tan or­ta­ya çı­kan bir en­feks­yon has­ta­lı­ğı­dır. Bir pas­lı çi­vi­yle o­luş­muş o­lan bir ya­ra te­ta­no­sa ne­den o­la­maz çün­kü ne ma­den ne de çi­vi ze­hir­li de­ğil­dir­ler. A­ma pis bir çi­vi te­ta­nos üre­ten bir or­ga­niz­ma i­le kir­len­diy­se çok teh­li­ke­li o­la­bi­lir. Bu bil­has­sa bah­çe i­çin kul­la­nı­lan a­let­ler­de ge­çer­lidir çün­kü on­lar bu or­ga­niz­ma­yı top­rak­tan ka­pa­bi­li­r­ler.

    Bo­ğu­lan bir a­dam üç ke­re batıp çı­kar;

    Bo­ğu­lan bir in­sa­nın öl­me­den ön­ce üç ke­re su üs­tüne çık­tı­ğı id­di­a e­di­li­r. Bu ger­çek de­ğildir. Su­da pa­ni­ğe ka­pı­lan bir in­san ba­tıp çı­kar ve her se­fe­rin­de çi­ğer­le­ri­ne su gi­rer. Bu­nun sa­yı­sı bel­li de­ğildir ve so­nun­da bo­ğul­mak­tan ölür.

    Ö­len bir in­san tüm yaşamını bir film şeridi gi­bi görür; Şa­ir­leri ve ro­man ya­zar­la­rı­nı bir in­sa­nın öl­me­den ön­ce yaşamlarını bir film şeridi gi­bi ön­le­rin­de gör­dük­le­ri fik­ri­ni yaydıkları i­çin a­yıp­lan­ak gerekir. Bu­nu o­nay­la­ya­bil­mek i­çin hiç kim­se me­zar­dan da­ha ge­ri dön­me­di a­ma bir sürü kişi ölüm san­dık­la­rı şey­den son an­da ge­ri­ye dön­düler ve on­lar ke­sin­lik­le bu fik­re karşı çı­kı­yor­lar ve zaten ölmemişlerdi.

    Kıl­lı er­kek­ler da­ha güç­lüdür;

    De­li­lah saçlarını kes­ti­ği an Sam­son bütün gücünü kay­bet­miş­ti. Bu çok güzel bir hi­ka­yedir ve bu yüzden bir er­ke­ğin gücünün ve mert­li­ği­nin kıl­la­rıy­la il­gi­si ol­du­ğu­na i­na­nı­lıyor­. Bu bir ef­sa­ne­den baş­ka birşey de­ğil. Vücut­tan ayrıldıktan son­ra kıl­lar ölüdür, bu­nun sa­hi­bi­nin gücün­le hiç bir il­gi­si olamaz. Saçın ve kel­liğin so­ya çe­kim­le, hor­mon­lar­la ve yaş­la il­gi­si vardır. 20 er­kek­ten bi­ri­nin saç­la­rı yir­mi­bi­rin­ci do­ğum­günün­den ön­ce azalmaya baş­lar. 6 er­kek­ten bi­ri e­nin­de so­nun­da kel o­lacaktır. Bu olay, so­ya bağ­lıdır ve güç­le hiç­bir il­gi­si yoktur.

    Hip­noz e­di­le­bi­len in­san­lar za­yıf ka­rak­ter­li­dir­ler;

    Za­yıf ve uy­sal in­san­lar en zor hip­noz e­di­le­bi­len kişi­ler­dir. En uy­gun kişi­ler düşün­ce­le­ri­ni bir nok­ta­ya ta­ma­mıy­la ve­re­bi­len zeki in­san­lar­dır. Bu­nu ya­pa­bi­len­ler­ zaten a­kıl­lı­dır­lar. Baş­ka yan­lış bir düşün­ce in­san­la­rın is­temeden hip­noz e­di­le­bil­me­le­ri­dir. İs­tek­siz ve yar­dım­sız hipnoz ol­maz. Bir in­sa­nı hip­noz al­tın­da nor­mal ha­ya­tın­da yap­mı­ya­ca­ğı şey­le­re zor­la­mak ve­ya ka­rak­te­ri­ne ay­kı­rı o­lan şey­le­ri yap­tır­mak da o­la­nak­sızdır
    December 10

    ANLADIM

    ANLADIM

    Bunca zaman bana anlatmaya çalistigini,kendimi
    buldugumda anladim.

    Herkesin mutlu olmak için baska bir yolu varmis, Kendi
    yolumu
    çizdigimde anladim..

    Bir tek yasanarak ögrenilirmis hayat,
    okuyarak,dinleyerek degil..
    Bildiklerini bana neden anlatmadigini,  anladim..

    Yüreginde ask olmadan geçen hergün kayipmis, Ask
    pesinden neden yalinayak
    kostugunu anladim..

    Aci doruga ulastiginda gözyasi gelmezmis gözlerden,
    Neden hiç aglamadigini
    anladim..

    Aglayani güldürebilmek,aglayanla aglamaktan daha
    degerliymis, Gözyasimi
    kahkaya çevirdiginde anladim..

    Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en çok
    sevdigi
    acitabilirmis,
    Çok acittiginda anladim..

    Fakat,hakedermis sevilen onun için dökülen her damla
    gözyasini,
    Gözyaslariyla birlikte sevinçler terkettiginde
    anladim..

    Yalan söylememek degil, gerçegi gizlememekmis marifet,
    Yüregini elime koydugunda anladim..

    ''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis güçlü
    olmak,
    Sana ''git'' dedigimde anladim..

    Biri sana ''git'' dediginde, ''kalmak istiyorum''
    diyebilmekmis sevmek,
    Git dediklerinde gittigimde anladim..

    Sana sevgim simarik bir çocukmus,her düstügünde ziril
    ziril aglayan,
    Büyüyüp bana simsiki sarildiginda anladim..

    Özür dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak
    istemekmis pisman
    olmak, Gerçekten pisman oldugumda anladim..

    Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymis, Sevgi
    dolu yüreklerin gururu
    olmazmis, Yüregimde sevgi buldugumda anladim..

    Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermis bir
    gün affedilmeyi,
    Beni afetmeni ölürcesine istedigimde anladim..

    Sevgi emekmis,  Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama
    özgür birakacak kadar
    sevmekmis...
    November 04

    Hayat nedir?

    Hayat

    hayat nedir?

    hayat skor tabelası tutmak değildir.
    Kaç arkadaşınız olduğu ya da kaçının sizi arkadaş kabul ettiği değildir.
    Hafta sonu için planlarınızın olması değildir. Hafta sonunda yalnız olmanız da değildir.
    Şu sıralar sevgiliniz olması değildir. Geçmişte sevgiliniz olması değildir.
    Geçmişte kaç sevgiliniz olduğu değildir. Bugüne kadar hiç sevgilinizin olmaması da değildir.
    Sizi kimin öptüğü değildir.
    Aileniz ya da onların serveti değildir.
    Hangi okula gittiğiniz değildir.
    Ne kadar güzel ya da ne kadar çirkin olduğunuz değildir. Giydikleriniz, ayakkabılarınız değildir.
    Ne çeşit müzik dinlediğiniz değildir.
    Okul notlarınız değildir. Ne kadar akıllı olduğunuz değildir. Herkesin size verdiği akıl notu hiç değildir.
    Hayat standart testlerinin belirlediği kişiliğiniz de değildir.
    Hayat bir kağıda dökülmüş hayat hikayeniz ve bu hayat hikayesini kimin kabul ettiği de değildir.

    Ama hayat; kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir. Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir.
    Sizin olanları koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir. Dostluklarınızdır.
    Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir. Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir.
    İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır.

    Ama en önemlisi, yalnız başınıza asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir.
    Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz. ve hayat bu seçimlerdir zaten.
    Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır. ve insanlar böyle büyürler.

    unutmayın; yaşama kendimizden ne katarsak, yaşamdan onu alırız...

    October 22

    İlginç haberler

    Bu işin şakası yok

    150 milyon kişiyi öldürmesinden korkulan Kuş Gribi Manyas’ta ortaya çıkmıştı. Halk olayın ciddiyetini kavrayamadı. “Bize bir şey olmaz” deyip itlaf edilmesi gereken tavukları yiyorlar.

    Valilik “Tehlike sandığınızdan da büyük” açıklaması yaptı. Kırsala oturanların evlerinde tavuk beslediği Türkiye’de hastalığın insana bulaşmasının çok daha kolay olacağı belirtiliyor.

    Halk olayın farkında değil
    Dünyanın korkulu rüyası Kuş Gribi Balıkesir’in Manyas ilçesine bağlı Kızılsa’da 3 gün önce baş gösterdi. Hayvandan insana geçen bu hastalık öldürüyor. Ancak yöre halkı ‘Acı patlıcanı kırağı çalmaz’ mantığıyla tavuk ve hindileri itlaf edimesinin diye kesip yiyor ya da buzdolabında saklıyor.
     
    Valilik  ‘Yemeyin’ uyarısı
    Balıkesir Valiliği, halkın vurdumduymazlığını görünce “tehlike sandığınızdan  çok daha büyük . Sakın kümes hayvanlarını kesip yemeyin” diye açıklama yaptı. Türkiye’de kırsal kesimde kümes hayvanlarını insanlarla evlerle iç içe yaşıyor. Bu da hastalığın insana geçme riskini çok artırıyor. ,

    Endişeli bekleyiş sürüyor
    Kuş Gribi Kızıksa’da hindilerle baş göstermişti. Bu hindilerle Kuş Gribi’ne yol açan H5N? Tipi virüs bulundı. Hastalığın insana geçen tip olup olmadığı 2 gün içinde belirlenecek. Bu nedenle N’den sonra şimdilik soru işareti konuldu. İnsanda ölüme yol açan kuş gribi virüsü H5N1  tipi.


    ‘İp’ ucu yakalattı!

    İstanbul Ümraniye’de bir terzi dükkanına giren hırsızlar, overlok makinesi ve elbiseleri alarak kaçtı. Olay yerinde inceleme  yapan polis kapının üzerinde bulunan bir ipliğin sokağa doğru uzadığını fark etti.İpliği takip eden polis 500 metre uzaktaki bir döşemeciye ulaştı. Döşemecide çalışan Akın Bora ve Ensar Dumlupınar çalınan makine ve elbiselerle ele geçirildi. Dumlupınar ve Bora suçlarını itiraf etti.

    -------------------------------------------------------------------------

    Azeri polisine rüşvet zammı 

    Azerbaycan’da polislerin rüşvet almaması ilginç bir karar alındı.

    Trafik ve çevik kuvvet polislerinin maaşlarına yüzde 500 ile 700 oranında zam yapıldı. Süper zamla, trafik polisinin maaşı 70 dolardan 350 dolara çıktı. Polis amirlerinin aylıkları ise rütbelerine göre 400 ile 700 dolar arasında belirlendi.

    ----------------------------------------------------------

    Benzin istasyonuna yakın oturmayın 

    İngiltere’de 1953-1980 yılları arasında kanser ya da lösemi nedeniyle ölen yaklaşık 22 bin 500 çocuk üzerinde daha önce de araştırmalar yapan uzmanlar, 1954’den sonra doğan bu çocuklardan 12 bininden fazlasının eski adreslerine ulaşmışlar. Bu çocukların evleriyle atmosferdeki kirlilik  oranını karşılaştıran araştırmacılar, istasyon, diğer ulaşım merkezleri, hastaneler gibi “kirlilik kaynaklarına” en az bir kilometre uzaklıkta yaşayan çocukların kanserden ölme riskinin daha fazla olduğu sonucuna varmışlar.

    Fransa’nın Nancy, Lille, Lyon ve Paris kentlerinde geçen yıl yapılan bir araştırma, garaj ya da benzin istasyonu yakınında yaşamanın, çocukların lösemiye yakalanma riskini 4 kat artırdığını ortaya koymuştu.

     

    Ben Ayrılıkların Şairi

    Ben Ayrılıkların Şairi
    Ben ayrılıkların şairi,
    Yalnızların ozanıyım.
    Sen, sen masallar okurken daha,
    Ben acıların yazarıyım.
    Haklısın, aramızda dağlar, denizler var,
    Haklısın, aramızda uçurumlar.
    Senin sevdaların, üç günlük masal,
    Benim sevdalarım, Allah'ına kadar.
    Elma şekeri mi sandın aşkı,
    Ne şiirin şiir, ne şarkın şarkı.
    Hele bir kırılsın, hele bir kırılsın feleğin çarkı,
    İşte ben o zaman görürüm seni.
    Halâ tahta masalara yazıyorsam adını,
    Aşk kitaplarında arıyorsam tarifini aşkın,
    Kahır mektuplarında yeniden buluyorsam seni,
    Islak mendillere siliyorsam göz yaşlarımı,
    Eyvahlar çekiyorsam her biten aşkın ardından,
    Bana sor yalnızlığı,
    Ayrılığı bana sor diye haykırıyorsam,
    Ve sabahçı kahvelerinde
    bir çay gibi demliyorsam hasretini,
    Ve inadına özlüyorsam, o çay karası gözlerini,
    Bil ki, bu seni erkekçe sevdiğimdendir.
    Bu benim ilk aldanışım değil,
    Bu benim son yıkılışım değil,
    Bırak bu sahte gözyaşlarını,
    Bırak bu masum bakışlarını.
    Üzülme, benim için üzülme,
    Üzülme bu son için üzülme,
    Ben, ben, ben yeterim kendime
    Varsın da bir dağ gibi büyüsün hasretin içimde,
    Varsın da her gece
    Bir kemanın tellerinde ezilsin kalbim,
    Varsın da bir daha değmesin ellerim ellerine,
    Asla pişman değilim.
    Hatırla, bir adam diyordun hatırla,
    Ömür boyu sevsin beni ömür boyu,
    İşte o deli, işte o çılgın, işte o adam benim.
    Çünkü ben,
    Çünkü ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim.

    Dostluk ve Kibarlık

    Dostluk ve Kibarlık

    Rüzgâr bir gün Güneş'e, kendisinin ondan daha güçlü olduğunu ileri sürdü ve bu savını kolaylıkla kanıtlayabileceğini söyledi. "Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun?" dedi."Kuvvetlice estiğimde onun sırtındaki paltoyu, senden daha çabuk söküp, alabilirim."Güneş, rüzgârın bu sözlerini duyunca onunla yarışa girmeyi kabul etti ve bir bulutun arkasına çekilerek, rüzgârın yapacaklarını seyretmeye hazırlandı. Meydanın kendisine kaldığını gören rüzgâr, bir fırtına gücüyle esmeye başladı. Fakat şiddetini arttırdıkça, yaşlı adam da paltosuna o kadar daha sıkı sarıldı. Rüzgâr, bu işi başaramayacağını anlayınca yarışı bırakmak zorunda kaldı.Onun tüm yaptıklarını bulutun arkasından izleyen Güneş, rüzgârın yarıştan vazgeçmesi üzerine bulutun arkasından sıyrıldı ve büyük bir sevecenlikle yaşlı adama bakarak, ona tüm içtenliğiyle
    sımsıcak bir biçimde gülümsemeye başladı.

    Güneş'in sıcaklığını giderek arttırması karşısında yaşlı adamın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. Sırtından paltosunu çıkardı ve arkasındaki tümseğe yaslanarak, Güneş'in karşısında keyifle uzandı. Güneş, daha güçlü olduğunun bu kanıtı karşısında rüzgâra bir de şu öğütte bulundu :
    "Dostluk ve kibarlık, her yerde ve her zaman kabalık ve zorbalıktan daha güçlüdür."

    October 21

    Türkiye'nin İrak politikası ilk ciddi makalem

     

    TÜRKİYE’NİN IRAK POLİTİKASI

     80 Yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasına bakıldığında Türkiye’nin geçmişten günümüze kadar dengeli bir dış politika izlemeye çalıştığı görülür.Türkiye, Cumhuriyet döneminden 1945’e kadar bu dengeli politikasını sürdürdü,ancak Sovyet Rusya’nın tehditleri sonucu Batıya yaklaşmak zorunda kaldı.Bu tehdit ve baskı Türkiye’yi NATO ve Amerikan şemsiyesi altına girmeye mecbur bıraktı. Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra Türkiye yeniden bu dengeli politikasını sürdürmeye devam etmiş, fakat bu durum Türk dış politikasında belirsizliğe yol açmıştır.Bu politikanın örneği Türkiye’nin Irak politikasında  da açıkça görülmektedir.Günümüze Türk toplumunu ve Türk dış politikasın etkileyen iki önemli unsur vardır:  Avrupa Birliği ve Irak krizi.Bunlardan birincisi Türkiye’nin geleceğini belirleyecek AB ve diğeri ise Türkiye’ye yakın ciddi tehlikeler oluşturmasının yanı sıra şimdiden sonu belli olmayan gündemi oluşturmaktadır.Türkiye’nin Irak politikasına bakıldığında is şimdilik başarısız olduğu gözlenmektedir.

              Türkiye Irak Politikası’nda ne yapmalıydı, bundan sonra ne yapılması gerekir gibi çeşitli tartışmalar yapılmaktadır.Bu konuda iki ayrı görüş vardır.Birincisi ABD yanlısı politika izlenmesi ve Irak’a asker gönderilmesinden yana olanlar.İkincisi ise Irak’a asker gönderilmemesi ve tarafsız kalınmasının gerektiğini savunanlar.Birincisine göre Türkiye birinci tezkereyi geçirmeliydi.Çünkü Türk askeri Irak’a gitseydi,Irak’ın yeniden yapılanmasında Türkiye’nin söz sahibi olabileceğini , ki bu yapılanma Irak Türkmenlerin konumunu da içermesinden bakımından önem taşıdığını ,Irak’ta Kürt devleti kurulması konusunda Türkiye’nin dinleneceğini ,Türk sınırlarını tehdit eden PKK/KADEK ‘in yok edileceğini, ABD’den para geleceğini ve Türk ekonomisinin istikrara kavuşacağını savunmuşlardır.

              Irak’a asker gönderilmemesinden yana olanlara ise, eğer Türkiye Irak’a asker gönderseydi,Irak içinde süren kargaşanın Türk sınırlarına da sıçrayacağını, Türk askerlerinin de Irak’ta istikrarı sağlayamayacağını, yani her gün Amerikan askerlerinin öldürüldüğünü ve Türk askerlerinin de öldürülmesini Türk toplumunun kaldıramayacağını, bu durumun Arap ülkeleri ile düşmanlıklara yol açabileceğini , Orta doğunun bataklık olduğunu ve Irak’a asker gönderilseydi Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin gerginleşebileceğini düşünmekteydiler.

              Peki bundan sonra ne yapması gerekiyor: Artık Saddam Hüseyin’in de yakalanmasından sonra Türkiye hangi politikalar izlemeli? İlk önce kararsız politikalardan vazgeçilmesi gerekiyor ve Irak’ta ABD’ye yardımcı olmak Türk hükümetin çıkarınaysa gerekirse Irak’a asker gönderilmelidir.Gerçi bu artık pek mümkün görünmese de Türkiye dış politikasında “sağlam ve kararlı” adımlar atmak zorundadır.Diğer yandan (KYB) lideri Celal Talabani’nin  Irak geçici Hükümet dönem başkanı sıfatıyla 2 kasım 2003’te Türkiye’yi ziyaret etmesi, Irak krizinde Türkiye’nin izlediği politikanın ne kadar yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir.Eğer Türkiye 1 Mart tezkeresini meclisten geçirmiş olsaydı Türkiye Irak politikasında belirsizlik olmayacak ve de Celal Talabani Irak’ın yeni patronu olarak Tayip Erdoğan ile görüşemeyecek ve Başbakanlık önünde Irak Başbakan sıfatıyla açıklama yapamayacaktı.Türkiye ABD’ye yardımcı olmasa da iki müttefik ülke birbirine düşman olacak değil; ancak Irak’ın istikrara kavuşması ve Amerikanın kazanması durumunda Türkiye’nin jeopolitik öneminin de azalacağı kesindir.Zaten , Türkiye Avrupa Birliği tarafından dışlanmaktadır.ABD ile ilişkileri gerginleştirerek yalnız kalmanın bir faydası yoktur, ki bu şu anlama gelmez: “Türkiye ABD’nin her istediğini yapsın.” Ancak kararsız kalarak Türk dış politikasının bir yere varamayacağı, istenilen sonuçları getirmeyeceği de kesindir. Diğer yandan Iraklı Kürt grupla da Federal Irak Cumhuriyetin kurulmasına doğru gitmektedir, hatta bu doğrultuda yeni anayasayı da hazırladılar.Bu anayasa çerçevesinde Iraklı Kürt gruplar bağımsız Kürdistan devletinin temelini oluşturmaya hedeflemektedirler.Bu yüzden Türkiye Irak politikasını yeniden gözden geçirmelidir; çünkü komşu da çıkan yangın istese de istemese de Türkiye’yi etkileyecektir